Thread Rating:
  • 0 Vote(s) - 0 Average
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Selman-ý Farisi(r.a)
#1
Ýlâhî Kader

Selmân-ý Fârisî (r.a) bu yolun önderlerindendi. Seçilmiþ imamlardandý. O hem hakimdi hem âlimdi. Cennette peygamberlerle birlikte bulunacak olanlardandý. Allah’ýn seçilmiþ ve özel kullarýndandý. Cennet böylesi gariplere âþýktý...

Selmân-ý Fârisî (r.a) eline her ne geldiyse onunla yetindi. Elde ettiði hiçbir þey için bu, çok az bir þey demedi. Dahasý, çoðunu bile istemedi. Evet, o gerçekten çok özel bir insandý. Dünya onun için bir hiçti. O yüce insan, ta Ýran ülkesinden hicret ederek geldi; Asr-ý saâdet Peygamberi’nin (s.a.v) huzuruna...

Ýlâhî bir irade onu yönlendirmiþti. Sahâbe olma þerefiyle onu þereflendirmiþti. Ülkesi Ýran’ý terketti. Doðup büyüdüðü þehir Ýsfahan’ý geride býraktý. Mecûsîliði býraktý. Hak dini aramak ve bulmak için yollara koyuldu.

Þam’da uzun yýllar kaldý. Hýristiyan rahiplerle dostluk kurdu. Bir tek gayesi vardý; o da Allah’ý bulmaktý. Ýnsanlar henüz kâinatýn efendisi Muhammed Mustafa’nýn (s.a.v) peygamber olduðu müjdesine tanýk olmamýþtý.

Ýhtimal, Allah dostlarýnýn, “Bu yolda zorluklara katlanmak ve aradaki baðý koparmamak” diye tarif ettikleri tasavvuf, onun yaþadýklarýyla özdeþleþmiþti. Kendisini hak dine götürecek bir kurtuluþ kapýsýný arýyordu Selmân-ý Fârisî hazretleri...

Bir gün rahiplerden bir söz iþitti:

“Âhir zaman nebîsinin gelmesi artýk çok yakýndýr.”

Sordu, öðrendi, onun nerede yaþayacaðýný... Bir kervana katýldý; son nebî Muhammed Mustafa Efendimiz’i (s.a.v) bulmak için... 88

Ne var ki kervandakiler ona çok eziyet ettiler. Onu hakir gördüler, fakir buldular, kimsesiz sandýlar. Üç kuruþ dünyalýða onu sattýlar. Hem de Kurayza kabilesi denilen yahudilere...

Ancak bu yahudilerin yaþadýklarý Kurayza köyü, Asr-ý saâdet Peygamberi Muhammed Mustafa Efendimiz’in (s.a.v) þehri Medine’ye çok yakýndý.

Ýlâhî kader...

Allah’ýn hükmü ise þuydu:

“Kim Allah’a iman ederse, Allah onun kalbini doðruya götürür.”89

Böylece o, kutlu þehir Medine’ye gelmiþ oldu.

Ancak âlemlerin sultaný Efendimiz (s.a.v) Medine’ye henüz teþrif etmemiþti. Selmân-ý Fârisî ise bir yahudinin emrinde köle olarak çalýþmaya baþladý.

Kâinatýn efendisi Medine’de bir güneþ gibi doðunca, o güneþ Selmân-ý Fârisî hazretlerini de yürekten yakmýþtý. Hem imanla hem de Ýslâm’la...

Nusaybin’deki rahibin tüm anlattýklarý o vakte kadar doðru çýkmýþtý. Âlemlerin sultaný Efendimiz (s.a.v) Medine’ye doðru yola çýkmýþ gelirken, Kubâ’da onun yanýna gitti. Maksadý onun hakkýnda söylenenlerin doðru olup olmadýðýný araþtýrmaktý. Sevgililer sevgilisine bir ikramda bulundu, ama Peygamberimiz (s.a.v),

“Bu sadakadýr” dedi.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) ashabýna o ikramý yemelerini söyleyince, Selmân-ý Fârisî içinden, “Ýþte onun hakkýnda anlatýlanlardan ilki doðru çýktý; bu bir” dedi.

Ardýndan Medine’ye gitti. Bazý hediyeler alýp geldi. Peygamberimiz (s.a.v) Medine’ye teþrif ettiðinde de onlarý ikram etti. Bu defa âlemlerin efendisi verilenleri kabul edince Selmân-ý Fârisî (r.a) içinden, “Ýþte bu da ikincisi”dedi.

Kâinatýn efendisi Bâki Mezarlýðý’nda otururken yanýna gitti. Arkasýnda bir müddet bekledi. Acaba üçüncü özellik peygamberlik mührünü görebilecek miyim diye bekledi.

Hiç kuþkusuz o gün bilmiyordu; Âlemlerin efendisi Muhammed Mustafa’nýn (s.a.v) arkasýndan da görebildiðini, çünkü o henüz müslüman olmamýþtý. Ýþte o an onu da öðrenmiþ oldu; Fahr-i kâinat Efendimiz (s.a.v), sýrtýndan hýrkasýný çýkarýp atýverince!...

Selmân-ý Fârisî (r.a) kapandý ve o nübüvvet mührünü doyasýya öptü, öptü, öptü... Kokladý, aðladýkça aðladý... Ne zaman ki âlemlerin sultaný kendisine,

“Dön bana” dedi.

Ve dönüverdi tüm samimiyetiyle Selmân-ý Fârisî hazretleri. Anlattý bütün baþýndan geçenleri. Hem de bir nefeste, bütün ashab onun dinlemekte ve Efendimiz (s.a.v) ise memnun ve mütebessim iken... 90

Ýþte o zaman Selmân-ý Fârisî hazretleri, mümin oldu. Allah Resûlü Muhammed Mustafa Efendimiz’in (s.a.v) nurlu ellerine ve merhametli gönlüne baðlandý. Sahâbî olmakla þereflendi. Köle olduðu efendisinden, bizzat Peygamber Efendimiz (s.a.v) kölelik bedelini ödeyerek onu âzat etti.

Artýk o hürdü. Ama o, Allah’a kul ve köleydi.

Ýlerleyen günlerde o, sevgili Peygamberimiz’in (s.a.v) ifadesiyle, bizzat kendisine en yakýn gördükleri arasýnda idi:

“Selmân bizim Ehl-i beyt’imizdendir.”91

Kýble Kinde’ye mi Döndü?

Selmân-ý Fârisî (r.a) takvâ yolunun büyük velîlerindendi. Sahâbe-i kirâmýn seçilmiþ insanlarýndandý. Kinde kabilesinden bir kadýnla evlendi. Huzurlu ve mutluydu...

Kendisinin naklettiðine göre, evlendiði gün zifaf gecesi evine girdiðinde yaptýðý ilk iþ, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) tavsiyesini uygulamak olmuþtu. O, evvela hanýmýnýn alnýna elini koymuþ, onun mübarek bir insan olmasý için Allah’a dua etmiþti. Ardýndan da hanýmýyla birlikte mescide gitmiþler, bol bol namaz kýlmýþlar ve dualar etmiþlerdi. Selmân-ý Fârisî hazretleri o günleri þöyle anlatmýþtý:

“Resûlullah Efendimiz (s.a.v) bana, hanýmýmla iliþkiye girmeden önce, bu þekilde davranmamý tavsiye etti.”

Onun gönlünde Allah ve Resûlü’nün izin vermediði hiçbir þeye yer yoktu. Evi de öyleydi. Hanýmý ve çocuklarý da bu inançla yaþamaktaydý.

Ancak bir gün evine geldiðinde gördüðü manzara karþýsýnda çok þaþýrdý. Hanýmý, o gün evi özenle hazýrlamýþ, perde ve sergilerle bir güzel de süslemiþti. Yastýklarý itina ile kabartmýþ, âdeta evi yeniden döþemiþti, ama o günkü þartlar ne ise sadece o kadar!...

Selmân-ý Fârisî hazretleri hanýmýna bir inceliði þöyle hatýrlattý:

“Evimiz kýzdýrýlmýþ cehennem mi oldu? Yoksa kýble, Kinde’ye mi döndü? Oysa sevgili dostum Peygamber’im (s.a.v) bana, ‘Dünyadaki eþyan ancak, bir yolcunun gittiði yere götürebileceði kadar olsun’diye tavsiye etmiþti.”92

O gün, süs olarak takýlan sergiler kaldýrýlýncaya kadar evine girmedi.

Kardeþlik Hakký

Selmân-ý Fârisî (r.a), Ebü’d-Derdâ hazretleriyle çok iyi anlaþýrdý. Aralarýnda çok sýký bir bað vardý. Bir cuma günü onun evine gitti. Ama arkadaþýný evde bulamadý. Hanýmýna,

“Ebü’d-Derdâ nerede?” diye sordu.

“Uyuyor” dedi hanýmý.

“Bu vakitte mi?” diye þaþkýnlýðýný gizleyemedi. Hanýmý,

“Onun âdetidir; cuma gecelerini ibadetle geçirir, gündüzünü ise oruç tutar” dedi.

Bunun üzerine Selmân-ý Fârisî, Ebü’d-Derdâ’nýn ailesine yemek hazýrlamasýný rica etti. Bu arada Ebü’d-Derdâ da uyandý. Selmân-ý Fârisî, “Hadi bakalým yemeðe”dedi.

Ebü’d-Derdâ, “Ben oruçluyum” dedi.

Selmân-ý Fârisî hazretleri, ona hazýrlanmýþ olan yemekten yemesi için ýsrar etti. O kadar ki Ebü’d-Derdâ en sonunda orucunu bozmak zorunda kaldý. Ama Ebü’d-Derdâ onun, orucunu neden bozdurduðu hâlâ anlayamamýþtý. Ve Resûlullah Efendimiz’in (s.a.v) huzuruna gitmeye karar verdiler. Olanlarý anlattýlar. Resûlullah (s.a.v) Ebü’d-Derdâ’ya,

“Ebü’d-Derdâ! Bu konuda Selmân senden daha bilgilidir” buyurdu.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu sözünü üç kere tekrar etti. Ardýndan eliyle Ebü’d-Derdâ hazretlerinin dizine dokunarak,

“Sadece cuma gecelerini ibadetle geçirme. Nâfile oruç tutacaksan da sadece cuma günleri oruç tutma” buyurdu.93

Medâin Valisi

Ebü’d-Derdâ (r.a) hazretleri, Selmân-ý Fârisî hazretlerine bir mektup yazdý. Mektupta, “Ýnsanlarý Allah’a yaklaþtýran topraklara gel” deniliyordu.

Bunun üzerine Selmân-ý Fârisî hazretleri de ona þu cevabý yazdý:

“Ýnsanlarý gerçek anlamda Allah’a yaklaþtýran, yaptýklarý sâlih amellerdir. Kutsal topraklarda ancak sâlih ameller yapýlýrsa, iþte o zaman Allah’a yakýnlýk (takvâ hali) meydana gelir.”

Selmân-ý Fârisî hazretleri, her iþinde kendisini Allah’a yaklaþtýracak amelleri yapmak için üstün çaba sarfederdi. Medâin þehrine vali olarak tayin edildiðinde ise, 30.000 dinar maaþý vardý. Bu gelirinden kendisine pek bir þey harcamazdý. Kendisine yetecek kadarýný alýr, kalanýný ise muhtaç olanlara daðýtýrdý.

Bir abâsý vardý. Hutbeye onunla çýkar, insanlara bu þekilde nasihat ederdi. Bir yere otururken yine o abâsýný sererdi. Hatta bir keresinde Medine’den Medâin þehrine gelen fakirler, topladýklarý yiyecekleri ona taþýtmýþlar, kimse onun vali olduðunu anlayamamýþtý. Kendisinin vali olduðunu anladýklarýnda ise valiye yük taþýtmak istememiþlerdi. Selmân-ý Fârisî hazretleri onlara þöyle dedi:

“Yüklendiðim yükü kendim taþýmalýyým. Siz onu nereye götürmem gerektiðini söyleyin yeterli.”

Yine bir gün sahâbe-i kirâmdan Ebû Kýlâbe (r.a), Selmân-ý Fârisî hazretlerini ziyarete geldi. Bir de ne görsün!... Medâin valisi, önünde hamur teknesi hamur yoðuruyor!... Tabii ki duruma çok þaþýrdý ve sordu:

“Ey Selmân! Bu nasýl iþ? Bir vali hamur yoðuruyor. Senin hizmetçin yok mu?”

“Var tabii ki, ona bir görev verdim, þu anda onu yapýyor. Ben de gördüðün gibi hamur yoðurmaktayým. Hizmetçime ayný anda iki iþi birden vermeyi uygun görmedim.”

Hýsn bölgesinden gelen iki kiþinin gördükleri ise çok daha anlamlý...

Hýsn bölgesinden gelen bu iki kiþi yolda Selmân-ý Fârisî hazretlerine rastladý. Selâm verdiler ve þöyle dediler:

“Biz, Selmân adýnda bir zatý arýyoruz, tanýr mýsýnýz?”

“Evet, benim.”

Gelenler çok þaþýrdý. Tekrar sordular:

“Biz, Allah Resûlü Muhammed Mustafa Efendimiz’in (s.a.v) ashabý olan Selmân-ý Fârisî’yi arýyoruz.”

“Evet, Selmân-ý Fârisî benim. Ama onun gerçek ashabýndan olabildim mi bilemem!...”

Bu sözler üzerine gelenler aralarýnda þöyle konuþtular:

“Galiba bizim aradýðýmýz kiþi bu deðil, gidelim.”

Onlar gitmek üzere harekete geçtiklerinde Selmân-ý Fârisî (r.a) onlara þu sözlerle kendini tanýttý:

“Selmân-ý Fârisî benim. Allah Resûlü’nü gördüm. Onun meclisinde bulundum. Kendisiyle sohbet ettim. Ancak size þunu söyleyeyim; kim Muhammed aleyhisselâmla cennete girmeye hak kazanýrsa, iþte o insan, Peygamberimiz’in gerçek ashabýndan sayýlýr.”

Selmân-ý Fârisî (r.a) yanýnda bir konuðu ile Medâin þehrinin dýþýna kadar çýktý. Yolda ilerlerken, geyikler ve kuþlar da onlara eþlik ediyordu. Selmân-ý Fârisî hazretleri bir ara kuþlara ve geyiklere dönerek, “Aranýzdan bir geyik bir de kuþ yanýma gelsin. Misafirime ikram etmek istiyorum” diye seslendi.

Bir geyikle kuþ hemen ona doðru yöneliverdi. Valinin konuðu bu duruma çok þaþýrdý:

“Allah Allah! Bu nasýl iþtir?”dedi.

Selmân-ý Fârisî hazretleri ona þöyle cevap verdi:

“Neden þaþýrýyorsun? Allah’a itaat eden kula, yaratýlmýþlar niye boyun eðmesin, neden baþ kaldýrsýn, isyan etsin? Allah’a isyan etmeyen kula, varlýklar da isyan etmez.”

Hâris b. Umeyr hazretleri þöyle anlatýyor:

“Selmân-ý Fârisî hazretlerinin yanýna Medâin þehrine gitmiþtim. Orada bir adama rastladým. Elinde kýrmýzý bir deri parçasý vardý. Onu iþliyordu. Yanýna yaklaþtým. Tam o sýrada bana döndü ve, ‘Orada dur’ dedi.

Yanýmdaki arkadaþýma sordum:

‘Kim bu kiþi?’

‘O Selmân-ý Fârisî’dir’ dedi.

Ve yerinden kalktý. Evine gitti. Bir süre sonra yanýmýza tekrar geldi. Bu kez üzerinde beyaz bir elbise vardý. Elimi tuttu, musafaha etti:

‘Hoþ geldin’ dedi. Ben, ‘Ey Allah’ýn kulu! Sen az önce beni gördün, hiçbir þey demedin. Önceden ne ben seni tanýrdým, ne de sen beni. Bu davranýþýnýn sebebi nedir? Anlayamadým.’

‘Evet, sen haklýsýn. Yüce Allah’ýn varlýðýna yemin ederek söylüyorum: Seni daha ilk görüþte tanýmýþtým. Senin adýn Hâris b. Umeyr deðil mi?’

‘Evet.’

‘Ben Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) þöyle buyurduðunu iþittim: Ruhlar hep bir arada bulunan ordular gibidir. Ezelde birbirleriyle tanýþanlar, dünyada iken de hemen anlaþýverirler. Birbirleriyle ruhlar âleminde tanýþmayanlar ise bir arada tanýþýp kaynaþamazlar ve ayrýlýrlar.”94

Hayatý Örnek Ýnsan

Selmân-ý Fârisî (r.a) kendi eliyle sepet örerdi. Ördüðü bu sepetleri satarak geçimini saðlardý. Kazandýðý para ile et ve balýk alýr; onlarý piþirir, sofrayý kurar, ardýndan da bu sofraya cüzamlý hastalarý davet ederdi. Onlarla ayný sofrayý paylaþýrdý.

Selmân Fârisî (r.a) bir defasýnda Kureyþli’nin biri kendini öve öve tanýtýnca ona þöyle dedi:

“Ben de kendimi tanýtayým; kokmuþ sudan yaratýldým, ölünce kokuþmuþ bir et parçasý olacaðým, sonra hesaplarýn görüleceði bir güne gideceðim, orada hesap vereceðim, eðer hesabým görülürken terazinin kefelerinde iyiliklerim aðýr gelirse, iþte o zaman asýl üstünlük benim olacak. O gün övünmek benim hakkým. Ama kötülüklerim çok olur, terazinin diðer kefesini doldurursa nasýl övüneyim? Kötülerin en kötüsü ben olurum, Allah korusun!...”

Selmân-ý Fârisî (r.a) feraset sahibi bir sahâbiydi. Bir gün arkadaþlarý kendisinden, Hz. Ali’nin (r.a) en belirgin özelliklerinden bahsetmesini istediler. O da þöyle dedi:

“O, baþtan sona her ilmi alan ama taþmayan bir denizdi...”

Selmân-ý Fârisî hazretleri bu sözüyle onun, ne kadar yüce bir ilmi olduðunu, ama hiçbir zaman bildikleriyle haddi aþacak sözler söylemediðini ve her sözünün dinin esaslarý içinde dengeli olduðunu vurgulamýþ oldu.

Selmân-ý Fârisî (r.a) bir defasýnda, sevgili Peygamberimiz’in sýrdaþý Huzeyfe (r.a) hazretleriyle Lübnan yakýnlarýnda hýristiyanlarýn yoðun olduðu “Nebtýye” denilen bir yere gittiler. Selmân-ý Fârisî (r.a) oraya vardýklarýnda, namaz kýlmak için uygun bir yer aradý. Hýristiyan bir kadýna rastladýlar. Kadýn þöyle dedi:

“Önce kalbini temizle. Daha sonra da dilediðin yerde namazýný kýl...”

Kadýnýn bu sözleri, Selmân-ý Fârisî hazretlerine çok tesir etti. Baþladý aðlamaya... Bir müddet sonra Huzeyfe (r.a) hazretlerine dönerek þöyle dedi:

“Bu söz, kâfir (hýristiyan) bir kadýn tarafýndan söylense de, sen onu hikmet olarak kabul et... Kadýn belki kâfir ama ona bu sözü söyletene bak...”

Selmân-ý Fârisî (r.a) sözünü esirgemezdi. Hak bildiðini söylerdi. Bir defasýnda Halife Hz. Ömer (r.a), insanlara nasihat etmek üzere hutbeye çýktý. Ne var ki bir grup insanýn kendi aralarýnda konuþmalarý yüzünden, sözlerine baþlayamadý. Hz. Ömer, “Ey insanlar! Sessiz olursanýz, sözlerime baþlamak istiyorum” dedi.

Orada bulunan Selmân-ý Fârisî, “Ey Ömer! Biz senin konuþmaný istemiyoruz” dedi.

“Neden?”

“Çünkü sen kendini halktan daha üstün görüyorsun...”

“Bunu nereden anladýn?” dedi Hz. Ömer (r.a).

Selmân-ý Fârisî, “Sen iki farklý elbise giyebiliyorsun. Ama yönetimin altýndaki halk, gördüðün gibi hep ayný elbiseyi giyecek kadar muhtaç halde. Bu davranýþýn sana olan itimadýmýzý zedeliyor. Bu yüzden seni dinlemek istemiyoruz.”

“Ýzin ver, anlatayým” dedi Hz. Ömer (r.a). O sýrada Hz. Ömer (r.a) önündeki kalabalýk grup arasýnda bulunan oðlu Abdullah’a seslendi:

“Abdullah oðlum!”

“Efendim babacýðým!”

“Allah adýna yemin ediyorum, sen söyle; giydiðim bu ikinci elbise kimin?”

“Allah’a yemin ederim ki o elbise bana aittir babacýðým.”

Anlaþýldý ki Halife Hz. Ömer (r.a), o gün giydiði elbiseyi kendi evlâdý ile deðiþmiþti. Halký nasýlsa o da öyleydi. O gün Selmân-ý Fârisî hazretleri insanlarýn gönlüne tercüman oldu ve Hz. Ömer’e þöyle dedi:

“Ey Ömer! Þimdi kalbimizdeki kuþkular silindi, artýk seni gönül huzuruyla dinleyebiliriz, sözlerine itaat eder ve inanýrýz.”

Atýyye b. Âmir þöyle anlatýyor:

“Bir keresinde Selmân-ý Fârisî hazretlerini gördüm. Önüne konulan yemekten bir miktar yedi ve geri çekildi. Kendisine ýsrar ettik. O þöyle dedi:

Yeterince yedim. Ben Resûlullah’ýn (s.a.v) þu tavsiyesine dikkat etmekteyim:‘Dünyada iken karýnlarýný çokça doyuranlar, âhiret günü aç kalacaklardýr. Ey Selmân! Dünya müminin zindaný, kâfirin ise cennetidir.’”95

Selmân-ý Fârisî (r.a) bir gün rahatsýzlandý. Sahâbeden Sa‘d b. Ebû Vakkas (r.a) onu ziyarete gitti. Selmân, onu görünce aðlamaya baþladý. Sa‘d b. Ebû Vakkas (r.a), “Resûlullah Efendimiz (s.a.v) senden hoþnut olarak vefat etti. Ama sen þu anda aðlýyorsun, neden?” dedi.

Selmân-ý Fârisî (r.a), “Ben ölümden korktuðum için aðlamýyorum. Dünyaya düþkün de deðilim. Ne var ki, Resûlullah Efendimiz (s.a.v), ‘Sizden birinizin dünyalýðý, sadece bir yolcunun azýðý kadar olsun’ diye tavsiye etmiþti. Oysa þu çevremdekilere bir bak! Yastýklar, döþekler... Halbuki Resûlullah Efendimiz’in (s.a.v) bir çamaþýr leðeni, büyükçe bir yemek çanaðý, bir de abdest almak için su kabý vardý.”

Sa‘d b. Ebû Vakkas (r.a), “Ey Selmân! Bize bir tavsiyede bulun, ne yapalým?” dedi. Selmân-ý Fârisî de (r.a) ona þu tavsiyelerde bulundu:

“Bir derdin olduðu zaman, Allah’ý zikret. Bir hüküm vereceðinde Allah’ý hatýrla. Ýnsanlara paylarýný daðýtýrken Allah’ý unutma.”

Selmân-ý Fârisî hazretleri vefat ettiðinde geride kalan eþyalarýný sattýlar. Tamamý o günün parasýyla 24 dirhem gümüþ ediyordu.


Tavsiyeleri ve Güzel Sözlerinden Örnekler

Öðrenmenin sýnýrý yoktur, ömür ise kýsadýr. Onun için sen, dinine faydalý olaný tercih et. Diðerlerini de býrak.

Mümkünse pazar yerlerinde, insanlarýn yoðun olduðu mekânlarda fazla kalmayýn, oyalanmayýn. Çünkü o yerler, þeytanlarýn savaþ alanýna benzer. Kalabalýk yerlere þeytanlar sancak dikerler.

Sahâbeden Abdullah b. Selâm (r.a), Selmân-ý Fârisî hazretlerine, “Eðer sen benden önce ölürsen, neler gördüðünü bana söyle. Ben senden önce ölecek olursam, ben de sana söyleyeyim, ne dersin?” demiþti. O da kabul etti. “Allah izin verirse” diye sözleþtiler ve niyetlendiler.

Selmân-ý Fârisî hazretleri ondan önce vefat etti. Abdullah b. Selâm (r.a) onu rüyasýnda gördü:

“Nasýlsýn, ne âlemdesin?” diye sordu.

“Hamdolsun, hep iyilikler gördüm.”

“Seninle sözleþmiþtik, bana neler söyleyeceksin?”

“Sana þunu tavsiye ederim: Yapacaðýn amellerin en faydalýsý tevekküldür. Sana tevekkülü tavsiye ederim, tevekkül çok güzel bir þey.”

Bir mümin dünya hayatýnda, hastalýða yakalanmýþ kiþiye benzer. Doktoru yanýndadýr. Onun hastalýðýný bilir, ilâcýný da verir. Hasta kendisine zararlý bir þey istediði zaman, doktoru ona engel olur ve,

“Sakýn ha, ona yaklaþma! O senin için zararlýdýr” der.

Doktorun bu tutumu, hastasý iyileþinceye kadar devam eder. Doktorun bu çabalarý sonucu, hastasý da Allah’ýn izniyle þifa bulur.

Ýþte mümin de pek çok þey ister. Ama o, bütün isteklerinde neyin kendisine yararlý nelerin de zararlý olduðunu tam olarak bilemez. Bu yüzden Allah Teâlâ mümin kulunu korur. Kendisine fýrsatlar tanýr. Çeþitli sebepler yaratarak onu zararlý iþlerden uzaklaþtýrýr. Mümin kul Allah’a itaat ederse, öldüðünde cennete gider.

Üç kiþi beni çok þaþýrtýr; hatta gülerim:

1. Bitmez tükenmez ümitlerle dünyaya sarýlan kimse. Oysa onun peþinden ölüm koþuyor. Bir gün kendisini yakalayacak.

2. Hiç umursamadan günlerini gafil olarak geçiren kiþi. Halbuki onu her an gören Allah Teâlâ vardýr.

3. Kahkahalarla gülen insan. Bir insan nasýl olur, Allah bana dargýn mý yoksa razý mý diye, hiç düþünmeden kahkaha atabilir?

Þu üç þey de beni çok hüzünlendirir; hatta aðlarým:

1. Sevgili Peygamberim’den (s.a.v) ayrý kalmak.

2. Kýyamet gününde Allah’ýn huzurunda durabilme korkusu.

3. Ve o gün, gidecek yerimin cennet mi cehennem mi olacaðýný bilememem endiþesi.

Nefis maddî rýzklarla deðil, Allah’a ibadet etmek suretiyle gerçek anlamda doyar ve huzura kavuþur. Ýþte o zaman nefis, insana vesvese vermez.

Mümkünse hac ibadetini yaparken veya Allah yolunda savaþýrken veyahut Allah’ýn mescidlerinden birini onarýrken ölmeye bak. Son nefesinde iþin bunlardan biri olsun. Sakýn ha, dünyalýklara gömülüp kalmýþ bir tüccar veya insanlardan haksýz yere vergi alan bir tahsildar olarak ölen sen olma.

Selmân-ý Fârisî (r.a) vefatýna yakýn Medâin þehrinde ikamet ediyordu. Daha önceden hanýmýna verdiði misk kutusunu getirmesini istedi:

“O miskleri su ile karýþtýr. Etrafýma dök. Çünkü az sonra misafirlerim gelecek” dedi.

Hanýmý onun isteklerini yerine getirdi. Henüz günün yarýsý olmamýþtý, vefat etti. 250 yaþýndaydý.* Hz. Osman (r.a) ise halifeydi. Yýl 36 (657) idi.

Selmân-ý Fârisî hazretleri âhirete irtihal etmiþti, ama mâna âleminin sýrlarýný ondan alan biri vardý; Hz. Ebû Bekir-i Sýddîk (r.a) hazretlerinin torunu Ebû Muhammed Kasým (r.a).

Þimdi sýra onun hayatýndan derlediklerimizde...

Allah Teâlâ bizleri kendisinden ayýrmasýn.

Allah Teâlâ makamýný yüceltsin.
[SIGPIC][/SIGPIC]

Uzaklari sana yakin edicektim sozum yuregime yara oldu
Bu yarayi hergun kanaticam hergunumde umut oldu
Reply


Possibly Related Threads...
Thread Author Replies Views Last Post
  SELMN-I FRS:Ehl-i Beytten Saylan ranl Sahb ekskiz 0 323 14.09.12, 16:02:19
Last Post: ekskiz



Users browsing this thread: 1 Guest(s)