Thread Rating:
  • 0 Vote(s) - 0 Average
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Ne mutlu canli Kur'anlara
#1
BU KİTABI NASIL OKUMALI, ONA NASIL YÖNELMELİYİZ?



Kur'an okuyor veya dinliyor olmamız, tek başına, bizi aldatmasın O İlahi Kelam'ı okurken, dinlerken, üzerinde düşünürken, sahih bir niyet taşıma gereği de unutulmasın Bilelim ki Kur'an'a gerçekten muhatap olmamız, doğru bir niyetle, samimiyet ve ihlasla ona yönelme şartına bağlanmış bulunuyor

Bizatihi Kur'an'ın tarifiyle, âlemlerin Rabbından gelen (56/Vâkıa, 80); insanları hidâyete erdiren ve hakkı bâtıldan ayıran (2/Bakara, 185); sonsuz hikmetler yüklü (36/Yâsin, 2); sonsuz derecede kerim (56/Vâkıa, 77); bir Ezelî Kelam'dır Kur'an "Onun ahlâkı Kur'an'dı" diye tarif edilen Ümmî Nebî (sas) kendi hayâtıyla, Kur'an'ın bu sıfatlara hakkıyla mazhar olduğunun en birinci delilidir Keza, ondan aldıkları hidâyet dersiyle bütün insanlık tarihine manidar ubudiyet örnekleri sunan sahabiler de Ve her biri ondan aldığı hakikat nuruyla kemale eren milyonlarca asfiya ve salih kullar ile, hayâtları onunla nurlanan yüz milyonlarca mü'min de onun tüm bu özellikleri hakkıyla taşıdığının şahidi ve delilidir

Fakat, bizatihi Kur'an, muhatabı olan bizleri, kendisine sahih bir niyet ve sağlam bir itikad ile, samimiyet ve ihlas içinde muhatap olma konusunda uyarır Mesela Al-i İmran sûresinin yedinci âyetinde, kalbinde 'kaypaklık' taşıdığı halde 'saptırma ve fitne için' onu okuyanların varlığına dikkat çeker Bir sonraki âyette ise, hidâyet bulduktan sonra kalbimizi eğriltmenin mümkün olduğunu bildiren bir duâyla yüzyüze geliriz Böylesi dehşetli bir tehlikeye karşı insan, acziyet ve tevazu içinde Rabbına sığınma durumundadır: "Ey Rabbımız! Bize doğru yolu gösterdikten sonra kalbimizi kaydırma, bize katından bir rahmet ver Gerçekten herşeyi veren Sen'sin" (3/Âl-i İmran, 8) Tüm bu hususlar şunu açıkça gösterir:

Kur'an, gerçekten âlemlerin Rabbı namına bir ilahi hitaptır Bütün kâinatın Sahibi, bütün mahlukatın Halikı namına bir ezelî konuşmadır Hakîm, Kerîm ve Rahîm bir Rabbin kelam-ı Ezelîsi olarak sonsuz hikmet, kerem ve rahmet yüklüdür Furkan'dır ve mu'cizü'l-beyandır Dolayısıyla onu okumak, okumaların en güzelidir Onu dinlemek, dinlemelerin en güzelidir Onunla düşünmek, tefekkürün en güzelidir Ona göre yaşanan bir hayât, hayâtların en güzelidir Tüm bunlarla birlikte, unutulmaması gereken husus, eşsiz bir hidâyet rehberi olan Kur'an'ın doğru bir niyetle okunmasıdır


Kur'an'dan öğrendiğimize göre, ona yönelirken dikkat edilecek hususlar şunlardır: İyi niyet, istiaze, Kur'an'a temiz olarak dokunup yaklaşmak, Kur'an'a kulak verip susmak, onu tane tane, özümseyerek okumak

Kur'an'a yönelirken dikkat edilecek ilk husus, recmedilmiş şeytana karşı, Rabbimize sığınmaktır: "Kur'an okumaya başladığın zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın" (16/Nahl, 98) İlk iş budur Neden? Çünkü, Kur'an'ın defaatla ders verdiği üzere, şeytanı şeytan kılan şudur: O, kendince bir 'üstünlük' vehmi üreterek Allah'ın yarattıklarını iyi-kötü, eksik-mükemmel ayrımına tabi tutmuştur Bu şekilde, hem kendine bir üstünlük vermiş, hem de Allah'ın kudretine kusur ve noksan yüklemeye kalkışmıştır Kendince açtığı bu yoldan yürüyerek, nefis ve esbab şirkine zemin hazırlamış; böylece, Rabbine karşı isyan ve inkar cür'etini bulmuştur İnsanı nefisperest olmaya sevkeden de, esbabperestliğe meylettiren de odur Bütün kötülüklerin,bütün bâtıl düşünce ve hayât tarzlarının gerisinde şeytanın bir dahli vardır Bu bakımdan şeytandan istiaze etmek, tüm kötülüklerden uzaklaşma anlamını taşır

Kur'an'ı böylesi bir sığınma içinde okumak, onu bütün menfiliklerden Allah'a sığınarak okuma anlamını barındırır Şahsi bir menfaat için okuma da bu anlama dahildir; bir dünya menfaati için okumak da Onu okurken nefsin aldatmalarından uzak durma da bunun içindedir; dünyevî bir bir ideolojinin gözlüğünü takmak da Ona şöhret için muhatap olmak da bunun içindedir; kendi aklına güvenip, aklını doğrulama mercii, Kur'an'ı ise aklın kölesi kılmak da

Zaten istiaze'nin bir esprisi, acziyetin kabulüdür Acziyetini kabul etmeyip sadece kendisine güvenen kimse, başkasına sığınmaz Dolayısıyla istiaze eder etmez, şeytanın bacağını Allah'ın izniyle kırmış oluruz Kendisi bir üstünlük vehmiyle Allah'a isyan eden, Kur'an'da belirtildiği üzere kibirlenerek kafir olan şeytanın ürettiği en büyük tuzak, bizde de böyle bir üstünlük vehmi ve bir kibir hali uyandırmak; nefsimizi okşayarak, enaniyetimizi kamçılamaktır "Şeytanlar ene'nin gaga ve pençesiyle akılları havaya kaldırıp insanı dalalet derelerine atıyorlar" İstiaze sayesinde, bu tehlike, yolun daha başında bertaraf edilmektedir

İkinci bir husus, ona 'temiz' olarak yönelmektir "Temizlerden başkası ona (Kur'an'a) dokunamaz" (56/Vâkıa, 79) Yani 'ancak temiz olanlar ona dokunabilir' Bu âyetle emredilen bu temizlik, iki yönlü bir hazırlık niteliğindedir En basit anlamıyla, bu temizlik şartı, insana sıradan bir kitap ve sıradan bir hitap ile yüzyüze olmadığını hatırlatır O âna dek iştigal olunan ve muhtemelen nefsânîlik ve dünyevîlik karışmış hallerden arınma tâlimi yapılır Böylece, kalpler ve akıllar, Rabbin pak, saf, temiz, bozulmamış, münezzeh, mukaddes ve ulvi Kitab'ına lâyıkınca muhatap olmaya hazırlanır Bu arınma gerçekleşmeden o muhâtabiyetin sağlanması zaten mümkün değildir Onun nuruna açılmamız, ancak dünyevîlik ve nefsânîliklerden temizlenmemizle mümkün olacaktır

Âyette geçen 'dokunma' yı bu açıdan da dikkate almak gerekir Bu ifâde, dünyevî kirlerden, nefsânî vehimlerden âzâde olamayan bir insanın, okusa bile onun hakikatini kavrayamayacağını da ihsas eder Temiz bir kalple, selim bir fıtratla ona muhatap olmayan, o hakikat okyanusundan maalesef hissesiz kalmaktadır

Kur'an' yaklaşım konusunda bir üçüncü husus: "O Kur'an okunduğunda ona kulak verin ve susun ki rahmet edilesiniz" (7/A'râf, 204) Bu âyette, 'okuma' ve 'dokunma' nın yanına, iki husus daha eklenir: 'dinleme' ve 'susma' Dinlemek, tüm Kur'an'da en çok sözkonusu edilen insanî fiillerden biridir Anlamanın ilk şartı odur Kur'an okunurken dinlemeyen biri, onu nasıl anlayabilir ki? Yine dinleme, saygılı olmanın ve ciddiye almanın işaretidir Kulun edebine yakışan da budur En küçük bir âmiri konuşurken dahi dinlemeye memur olan insan, bütün âlemlerin Rabbı, bütün yaratıkların yaratıcısının kelâmı karşısında nasıl dinlemez, nasıl susmayıp konuşmayı sürdürür?

Âyette zikredilen 'dinleme' ve 'susma' yalnız şu maddî kulağımıza ve dilimize ait değildir İstenen, aynı zamanda, her vakit şeytanı dinleyen nefsin, hep gelip geçici zevklerin zebunu olan heva ve hevesin susmasıdır Ayrıca, semavî bir hitap karşısında dünyevî fikriyat ve felsefelerin asıl tutulmamasıdır Hüdâ'nın karşısına dehâ (!) ile çıkmamaktır Bütün bir felsefe tarihinin ana tavrı olan, vahye sırtını çevirip yalnızca kendi aklıyla hakikatı bulma iddia ve inadında olmamaktır Bilakis, bizi yaratan, bize bu sûreti, bu sîreti, bu fıtratı, bu aklı ve tüm bu duyguları veren; bizim yüzyüze olduğumuz, her bir mevcudundan gerek gözümüzle, gerek dilimizle, gerek fikrimizle, gerek kalbimizle istifâde ettiğimiz şu kâinatı da yaratan bir Rabbin bir âlet olarak yarattığı aklı o şekilde kullanmaktır Onu sürücü değil, binek; hâkim değil, hizmetkâr yapmaktır

Diğer bir husus, tüm bu şartlara azamî derecede riâyet gayretiyle okumaya başladığımız Kur'an'ı, her bir harfine hakkını vererek, tane tane okumaktır "Kur'an'ı tertil ile, tane tane oku" (73/Müzzemmil, 4) Her sûresi, her âyeti, her kelimesi ve her harfi böylesine i'cazlı ve îcazlı bir Kitab, ancak ve ancak tane tane okunur Düşüne düşüne, sindire sindire okunur Onu hızla okuyup geçmek, dil kıpırdarken aklı, kalbi ve pek çok duyguyu hissesiz bırakmak demektir "Kur'an'ı tertil ile, tane tane oku" buyrulması; sözkonusu özümsemenin usûlünü de bildirmektedir Hızlıca okunup geçilen hangi şey özümsenir ki? Tane tane okuma, okunan şeyi özümseme, sindirme, benimseme ve hayâtının her anını ona göre yaşama niyetini yansıtır Nitekim, Kur'an, nûrânî sırlarını, "fıtratımın kemâli sensiz olamaz" diyerek ona ciddiyetle muhatap olanlara açmaktadır (1)

"Gerçekten bu Kur'an, insanları en doğru yola iletir (Bildirdiği) hayırlı amelleri yapan mü'minlere kendileri için pek büyük mükâfatın olduğunu da müjdeler" (17/İsrâ, 9)

İnanmak ve kanunlarına göre yaşamak mecburiyetinde olduğumuz Kur'an nedir?

Kur'an; Allah'ın insanlığa son peygamber ve önder olarak gönderdiği Hz Muhammed'in, Cebrail isimli melek aracılığı ile Yüce Rabbimizden vahiy yoluyla alıp insanlığa sunduğu hayât nizamıdır Hayâtın başlangıcı ve sonucunu açıklayan âyetleri, sunduğu hayât kanunları, felâket ve mutlulukla neticelenen yaşayış şekillerine ait tarihî belgeleri, kâinatla ilgili ilmî mûcizeleri ve Hakk'ı, bâtıllardan ayırıcı düsturları ile Kur'an-ı Kerim bütün akıl sahipleri için hidâyet kaynağıdır

Kur'an; kâinat nizamının son bulacağı zamana kadar yaşayacak bütün insanların muhtaç olacakları itikadî, ictimaî, iktisadî, hukukî ve ahlakî en üstün hayât kanunlarını ihtiva eden bir Hak Kitaptır Kur'an; bütün insanlığın bilginleri, aydınları, teknokratları, sosyologları, hukukçuları, edebiyatçıları, ahlakçıları ve devrimcileri ile bir araya gelseler dahi bir benzerini meydana getiremeyecekleri İlahî kanunlar manzumesidir Kur’an; lafızları ve insanlığı kuşatıcı hayât düsturları ile ilahî, edebî ve ebedî bir Hak Kitap olduğu içindir ki, zaman aşımı, mekân değişimi onu eskitemez, yürürlükten düşüremez O, her zaman yeni, her dem taze, her devirde eksiksiz ve mükemmeldir Bunlara rağmen, yaşadığımız câhiliyye toplumunda Kur'an'ın sunduğu hayât düsturlarına göre yaşanılması, egemen güçlerce engellenmekte, otoritesi yıkılmaya çalışılmakta ve o, nesillerimize bir mâzi ve ölü kitabı şeklinde tanıtılmak istenmektedir

Mü'min, Kur'an insanıdır O'nu okumak, anlamak ve yaşamakla emrolunmuştur İnandığı ve hayât nizamı edindiği Kur'an'a karşı mü'minin ilk vazifesi, O'nu sık sık okumaktır Kur'an'ın ilk emri "oku" iken O'nu okuyamamanın mâzereti olamaz Her mü'min, asgari olarak günde beş defa namaz aracılığı ile Kur'an'la doğrudan doğruya bir bağlantı kuracaktır İslâm'ın iman, ahlak, iktisat, hukuk vs düsturlarını teşkil eden Kur'an âyetlerini, Rabbinin huzurunda, Rabbinden indirildiği şekliyle okuyarak ve dinleyerek Allah'a ibâdet edecektir Kur'an'ı okumak, mü'min için ne derece lüzumlu ise, öğrendiklerini korumak ve unutmamak da o nisbette zarûrîdir Kur'an'ı okumaktan asıl gaye, onu anlamaktır İslâm, ana kanunlarını teşkil eden Kur'an'ın anlaşılmasını belirli bir zümrenin tekeline bırakmamıştır Kur'an, her bir kişi için gönderilmiştir ve Kur'an mesajı ana hatlarıyla herkes tarafından anlaşılacak kadar açıktır "Andolsun ki biz, Kur'an'ı anlaşılması; üzerinde düşünülmesi için kolaylaştırmışızdır O halde bir düşünen (ibret alan) var mı?" (54/Kamer, 17) Kur'an'ı biraz olsun anlayarak okumuş olmak için, Kur'an'ın orijinal harfleriyle yazılmış metnini ihtivâ eden meal ve tefsirlerden sıra ile günlük dersler takip etmeliyiz Bir sayfa metin, akabinde de okunan sayfanın meal ve tefsirini okumalıyız Ayrıca, çeşitli konulardaki Kur'an âyetlerini açıklayan ilmî eserleri de ciddi bir gayretle takip etmeliyiz Kur'an'ı okumanın, onu anlamak için olacağı gerçeğini kavrayamayan bir çok mü'min, Kur'an'ı yıllarca okudukları, defalarca hatmettikleri halde, meal ve tefsirlere rağbet etmedikleri için, Kur'an'ın mana zenginliklerinden feyz alamamışlar, ellerindeki Kitab'ı hayâtlarına geçirememişlerdir Biz, bu duruma düşmemeliyiz

Kur'an'ımızı okumak, anlamak için olacağı gibi; anlamak da şüphesiz tatbik etmek için olacaktır Mü'minin Kur'an'a imanı, zaten onu yaşamak içindir "İşte bu Kur'an, indirdiğimiz mübarek bir Kitabdır Artık Kur'an'a uyun, (onun emir ve yasaklarına aykırı davranıştan) sakının ki merhamet olunasınız" (6/En'âm, 155) Mü'min, Kur'an'ı, musikisinden yararlanmak ve kültürünü artırmak için okumayacaktır Onu yaşamak için öğrenecek, okuyacak ve dinleyecektir "Allah, şu Kur'an'la amel eden toplumları yükseltir Onun izinden gitmeyenleri de alçaltır" (Riyâzü's-Sâlihin ve Terc II, 341)

Tatbik olunmayan bilgilerden bir menfaat edinilemeyeceği gibi; inanılan, okunan, anlaşılan, fakat yaşanmayan Kur'an'dan da özlenen faydalar sağlanamayacaktır "Benim zikrimden (Kur'an'ımdan) yüzçeviren kişi(ler) için (buhranlarla dolu) dar bir hayât ve geçim sıkıntısı vardır" (20/Tâhâ, 124)

Bir ilke, bir kanun fert ve cemiyet hayâtında ilgi ve saygı görüyor, tatbik olunuyorsa onun varlığının anlamı ve değeri vardır Yok sadece varlığına ve gerekliliğine inanılmakla yetiniliyor da fertlerin irâdelerine ve toplum hayâtının akışına yön vermiyorsa onun mevcudiyetinin fiilî bir önemi yoktur İnanılan ve kabul edilen bu ana kaideyi iman ve amel hayâtımıza uygulayarak şu soruları kendimize yöneltebiliriz:

Yüce Allah'ın varlığına, birliğine, yaratıcılığına, bilgisi ve gücü sınırsız, ortağı olmayan bir Rab olduğuna inanmamızın hayâtımızdaki rolü nedir? Onun bildirdikleri, emirleri ve yasaklarını ihtivâ ettiğine inandığımız Kur'an-ı Kerim'in kişisel ve sosyal hayâtımızdaki etkinliği nedir? Kur'an-ı Kerim vicdanların hâkim düzeni ve pratik hayâtın tatbik edilir nizamı olmadan mâziyi, hali, istikbali bilen Allah'ı fiil ve hayâtımızda biricik ma'bud; ortaksız ilâh tanımamız mümkün müdür? Elbette ki değildir Zira Allah'ın haram kıldıklarını helâl kılan, helâl kıldıklarını da haram kılan kişileri ve sosyal kurumları meşrû tanımak, onları ma'bud edinmektir İlâhî yasaları yürürlükten düşürmek ve bu yasalarla çelişen prensipleri yüceltmek ise Allah'a şirk koşmaktır

Devrimiz müslümanları, ilâhlar edinip Allah'a ortak koşmayı, sadece putlara tapmak gibi eksik ve kısır bir anlayış içinde kabul eder olmuşlardır Bu kabulden ötürüdür ki, Allah'ın ferdî, ailevî ve ictimaî hayâtı tanzim edecek emir ve yasaklarını içeren Kur'an-ı Kerim, düzenleyicisi olması gereken günlük hayâttan çekilmiştir Dirileri canlılığa ve ebedîlik aşkına erdirmesi gerekirken mezarlık kitabı olmuştur "Ümmetimle ilgili olarak korktuklarımın en korkutucu olanı, Allah'a şirk koşmalarıdır Dikkat edin, ben size onlar aya, güneşe ve puta tapacaklar demiyorum Fakat Allah'tan başkasının emirlerine ve arzularına göre iş yapacaklar (Bu da onlar için Allah'a bir nevi şirk koşmak olacak)" (İbn Mâce, Hadis no: 4205)

Allah'ın yanısıra ilâhlar tanımak, bağışlanmayacak ve cehennem azabına uğratacak pek büyük bir suç olduğu içindir ki, ilk mü'minler ilâhlar edinme anlamına gelebilecek davranışlardan şiddetle kaçınıyorlardı Bu sebepledir ki Kur'an'la bildirilen helâllar ve haramlarla çelişen inançları, gelenekleri ve uygulamaları hemen bırakıyorlardı Kur'an-ı Kerim'in yasalarına uymayı Allah'ı ma'bud tanımanın gereği görüyorlardı Bu şuurlarından ötürüdür ki Rabbimizin Kur'an'da "Namaz kılınız" emri gelince bütün mü'minler namaz kılmaya başlamıştı "Zekât veriniz" emri gelince, şartlarını taşıyan mü'minler, vermeyi bir iman zevki ve vicdan neşesi haline getirmişlerdi "Savaşınız" buyruğu ise bütün mü'minleri iman saflarında savaşmaya hazırlamıştı

Allah'ı biricik ma'bud; ortaksız ilah kabul etmeyi, O'nun kitabı Kur'an'ın düsturlarına göre yaşamak manasına anlayan ilk mü'minlerin hayâtından iki örnek verelim:

Asrımızın cahiliyyeti gibi karanlık bir cahiliyyet hayâtı yaşayan miladi 6-7 asır Araplarında alkollü içkiler her dudağın sevgilisi, her merasimin protokol gereğiydi Böyle bir cemiyetin insanı olan Ebû Büreyde şöyle nakleder: "Bir gün oturmuş içki içmeye başlamıştık Ben bir ara kalktım, Peygamber'in huzuruna çıktım, selâm verdim ve orada içkinin haram edildiğini bildiren âyetin indirildiğini öğrendim Derhal arkadaşlarımın yanına döndüm ve alkollü içkileri içme yasağını bildiren âyetleri " artık bu iptilâdan vazgeçersiniz değil mi?" (5/Mâide 90) cümlesine kadar okudum Arkadaşlarım hemen kadehlerindeki içkileri döktüler, küpleri devirdiler ve 'Vazgeçtik ya Rabbi! Vazgeçtik ya Rabbi!' dediler" (İbn Kesir, 5/Mâide 90 âyetinin tefsiri)

Kur'an'ın bu yasağından sonra Medine yolları günlerce içki aktı Artık İslâm toplumunun içki diye bir problemi kalmamıştı Annemiz Hz Aişe (ra) de şöyle anlatıyor: "Allah'a yemin ederim ki ben Allah'ın Kitabına iman ve onu tasdik etme bakımından Ensar kadınlarından daha gayretlisini görmedim Nur sûresinin 'Baş örtülerini yakalarına vursunlar (başlarını, saçlarını, kulaklarını, gerdanları ve sinelerini sımsıkı örtsünler)' (24/Nûr, 31) anlamındaki âyeti nâzil olup da erkeklerin her biri evlerine dönerek karısı, kızı, kızkardeşi ve akrabasına Allah'ın indirdiği âyeti okuyunca onların her biri Allah'ın Kitabına iman ve onu doğrulamak için örtülerine büründüler Bu âyetin nüzûlünü takip eden sabah örtülerine bürünmüş olarak Hz Peygamber'in arkasında namaza durdular Örtülerine sımsıkı büründükleri için sanki başlarında kargalar varmış gibiydiler" (İbn Kesir, 24/Nûr, 31 âyetinin tefsiri)

Kısaca kadın ve erkek, Peygamber devrinin her mü'mini, Kur'an'ın ferdî ve ailevî hayâtı tanzim eden her emrini, sosyal, iktisadî ve hukukî münâsebetleri düzenleyen her düsturunu aynı iman ve şuurla derhal tatbik ediyor ve Kur'an'ı yaşanan bir nizam haline getiriyordu Onlar biliyorlardı ki, Kur'an'ın yüce emir ve yasaklarını tatbik etmemek; şanlı Peygamber'in önderliğinde yaşamamak, imanı anlamsız kılmak, hayâtı gayesiz bir mâceraya sürüklemek, âhiret saâdetini putperestliğe feda etmektir Biz de bugün kişilerin putlaştırıldığı, düzenlerin ilâhlaştırıldığı modern câhiliyette yaşıyoruz Dünya ve âhirette hor ve hakir olmaktan kurtulmak için ashâbın Kur'an'a yaklaştığı gibi yaklaşmalıyız Sadece Allah'a kul olabilmek, özgürlüğe kavuşup yükselmek için Kur'an'ı harfiyyen ve aynı heyecanla hayâtımıza geçirmeliyiz "(Siz) O'nun Kitabı Kur'an'a uyun O'nun emirleri ve yasaklarına aykırı gitmekten de sakının ki merhamet olunasınız (da dünya ve âhirette mutluluğa eresiniz)" (20/Tâhâ, 98; 6/En'âm, 155) (2)

Ne mutlu Kur’an gölgesinde hayâtını sürdüren canlı Kur’an’lara!

Dipnotlar:
1 Metin Karabaşoğlu, Kur'an Okumaları, s 15 vd
2 Ali Rıza Demircan, İslâm Nizamı c1 s 88-92


Kaynak: Ahmet KALKAN Kavram Tefsiri Bakara Suresi 1-5 Ayetler (Bu Kitap, Kur’an) bölümü Bu metnin alındığı kısmın tamamını ve diğer bütün kavramları (yaklaşık 7000 sayfalık doküman) aşağıda belirtilen kaynaktan temin edebilirsiniz
Reply




Users browsing this thread: 1 Guest(s)