Thread Rating:
  • 0 Vote(s) - 0 Average
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Bahtiyar Vahapzade
#1
Bahtiyar Vahapzade Azeri şair Bahtiyar Vahabzade hayatını kaybetti


Türk dünyasının önde gelen şairlerinden Azerbaycanlı Bahtiyar Vahabzade 84 yaşında hayatını kaybetti. Ünlü şairin Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de bulunan evinde vefat ettiği bildirildi.

Hayattayken Türk dünyasının yaşayan en büyük şairlerinden biri olarak nitelenen Vahabzade, uzun süredir hastaydı. Azeri şair için yarın Bakü Devlet Üniversitesi'nde veda töreni yapılacağı öğrenildi.



Mahmud oğlu Bahtiyar Vahabzade, 16 Ağustos 1925 tarihinde Şeki'de doğdu. 9 yaşında ailesiyle beraber Bakü'ye taşındı. İlk ve orta öğrenimini bu şehirde tamamladı. 1942 yılında girdiği Bakü Devlet Üniversitesi Filoloji Bölümü'nden 1947 yılında mezun oldu ve aynı bölümde öğretim üyesi olarak ders vermeye başladı. 1964 yılında tamamladığı S.Vurğunun hayat ve yaradıcılığı isimli monografisi ile filoloji doktoru ünvanını aldı.

1980 yılında Azerbaycan İlimler Akademisi üyeliğine seçilen Vahabzade, 1990 yılında emekli olana kadar üniversite de ders vermiştir.
Vahabzade, 1960'larda başlayan özgürlük hareketlerinin öncülerindendir. Bu konuda kaleme aldığı 1959 tarihli Gülistan isimli şiirinde, ikiye bölünen (İran ve Rusya) Azeri halkının yaşadığı felaketleri anlatmıştır. Adı geçen eserinde dolayı 1962 yılında milliyetçi damgası vurulan şair 2 yıllığına üniversitede ki görevinden de uzaklaştırılmıştır. Bu olumsuzluklara ve Sovyet rejiminin baskılarına rağmen özgürlük mücadelesinden hiç yılmamıştır. Azeri halkının sıkıntılarını konu ettiği pek çok eserini yurt dışına kaçırarak yayınlanmasını sağlamıştır.

Eserlerinde Azeri Türkçesi'ni en temiz şekilde kullanmaya özen gösteren ve halkının duygularına tercüman olan Vahabzade Azerbaycan'da Halk Şairi adıyla anılır. 1995 yılında Azeri özgürlük mücadelesindeki hizmetlerinden dolayı İstiklal nişanı ile ödüllendirilmiştir. Ülkesinin özgürlük simgelerinden biridir. Vahabzade 1980-2000 yılları arasında 5 defa milletvekili seçilmiştir. 13 Şubat 2009 tarihinde Bakü'de vefat etmiştir.

Eserleri
Bahtiyar Vahabzade, 40'ı aşkın şiir kitabı, 11 ilmi eser, 2 monografi, çeşitli piyesler ve yüzlerce makale yayınlamıştır. Eserlerinde genellikle özgürlük, yurt sevgisi, din gibi temaları işlemiştir.

Başlıca eserleri
•Yücelikte Tenhalık (1978)
•Menim Dostlarım (1949)
•Bahar (1950)
•Dostlug Nağmesi (1952)
•Çınar (1956)
•Ceyran (1957)
•İnsan ve Zaman (1964)
•Tan Yeri (1973)
•Şehitler (1990)
•Sandıktan Sesler (2002)
Türkiye'de Basılan Eserleri
•Ömürden Sayfalar (Ötügen, 2000)
•Vatan, millet, ana dili (Atatürk Kültür Başkanlığı yayınları, 2000)
•Soru işareti (Kaynak yayınları, 2002 )

HAZIRLAYAN EMİNE AKDÜZEN



HAKKINDA YAZILANLAR

MEMMED ASLAN ve BAHTİYAR VAHABZADE'NİN ŞİİRLERİNDE 20 OCAK FACİASI

Dr. Yusuf Gedikli

İnsanların olduğu gibi milletlerin de acılı ve sevinçli günleri vardır. Bu acılı ve sevinçli günlerin milletlerin hayatında derin izler bıraktığı, acılı günler için yas tutulduğu, sevinçli günler için düğün bayram yapıldığı herkesin malumudur. Zaten milleti millet yapan şartlardan birisi fertlerin tasada ve kıvançta bir olmasıdır.

Türk milleti tarih boyunca bu duyguların ikisini de yaşamış, güzel günler yanında büyük acılar da görmüştür. Türk milletinin böyle acıları yaşamasında duygulu, merhametli, eli açık ve insansever olmasının büyük rolü vardır. Bu özellikler Müslümanlığın da tesiriyle Türk milletinin kanına işlemiş, deyim yerindeyse genlerle nesilen nesile intikal eden ırsi hasletler haline gelmiştir. Bu yüzden Türkler 'nizam-ı alem'i tesis etmek için gittikleri memleketlerin insanlarına son derece iyi davranmış, hatta onlara aldığından daha fazlasını vermiştir. Türk milleti, büyüklüğünden kaynaklanan bu davranışının zaman zaman zararını görme bahtsızlığına da uğramıştır. Bugün Türk aleminin çektiği ıztıraplarda biraz da bu iyi davranışların etkisi vardır.

Türk milletinin merhametinden kaynaklanan acıları Azerbaycan Türkleri de yaşamıştır. Azerbaycan edebiyatında ve müziğinde bu acıların izlerini görmek, bilhassa Azerbaycan müziğinde her zaman bir hüzün sezmek mümkündür. 20 Ocak faciası da bu acılardan biridir.

20 Ocak 1990 günü Kızılordu Baltıklarda yapamadığını ne üzücü ve üzücü olduğu kadar da ne ibret vericidir ki Azerbaycan'da yapmakta bir beis görmemiştir. Yine şurası da ibret vericidir ki, medeni dünyadan, insan hakları şampiyonu olan kişi, kuruluş ve devletlerden de hiç bir ses yükselmemiştir. Çünkü zulme uğrayanlar Ermeniler, Ruslar ve Yahudiler ve hatta balinalar değildi. Zulme uğrayanlar Türklerdi ve onların iki büyük suçu vardı. Birincisi Türk olmaları, ikincisi Müslüman olmalarıydı. Bu iki büyük suçun bir arada bulunduğu yerde uygar dünya hemen yüzünü çevirmekte ve meseleye başka ölçülerle (çifte standartla) yaklaşmakta bir sakınca görmez.

Aslında bu durum burada bulunan insanları şaşırtmamıştır. Çünkü bu tip yaklaşımlar ilk olmadığı gibi son da olmayacaktır. Çarlık Rusyası ile Sovyet Rusyanın veya batılıların Türk politikası arasında dün olduğu gibi bugün de hiç bir fark yoktur. Yüzyılımızın başlarında Azerbaycanlı şair Ali Nazmi Memmedzade bir şiirinde bunu gayet güzel tesbit etmiştir:

Ukraynaya muhtariyyet, su, toprak
Türkistanlı müslimlere şapalak.*
Litvalıya isteğince ihtiyar,*
Buharalı, Hiveliye zehrimar.*
Kazaklara her zad* ile Kuban, Don,
Çerkezlere, Lezgilere paşol, von.*
Latışlara ayrılmalı pay, çok az
Cuhudlara, Tatarlara beş kapaz.*
Hahollara birleşmeye buyuruk
Kırımlıya, Kırgızlara yumuruk.
Ermen, Grek her ne dese çal çepik,*
Azerbaycan Türklerine vur tepik.

[ şapalak: şamar / ihtiyar: özerklik / zehrimar: / zad: şey / paşol, von: / Latış: Cuhud: Yahudi / kapaz: Tokat / Hahollara: Ukrayna köylülerine / çepik: alkış / tepik: tekme].


Şiirde Ukraynaya su, toprak, muhtariyet verilirken Türkistan Türklerine tokat atıldığı, Litvanyaya özerklik verilirken Buhara ve Hive Türklerinden söz edilmek bile istenmediği; İdil-Ural, Kırım Türkleri ve Kırgızlara yumruk politikası uygulandığı, Ermeni ve Yunanlıların her dediğine alkış tutulurken Azerbaycan Türklerine tekme politikası tatbik edildiği vazıh şekilde izah edilmiştir. Durum günümüzde de aynıdır.

***
Burada bir parantez açıp şairlerin milli mücadelelerdeki rolleri hakkında bir kaç söz söylemek istiyoruz: Şairler milletlerin zor günlerinin adamıdırlar. Milletin zor zamanlarında imanını, güvenini tazelemek, moralini yükseltmek en başta şairlerin vazifesidir. Buna Mehmet Akifin Kurtuluş savaşındaki hizmetini örnek verebiliriz. Mehmet Akif devletin başındakilerin bile yeise, ümitsizliğe kapıldıkları bir anda umudunu hiç bir zaman kaybetmemiş, imanını sonuna kadar sürdürmüştür. Çünkü Yüce Allahın Müslüman Türk milletini esaretin zilletine düşürmeyeceğine inanmıştı, iman etmişti ve sonunda olaylar Akifi haklı çıkarmıştı.

Macarların milli şairi Sandor Petöfi de Macar bağımsızlık hareketinin baş kahramanı olarak milletini Avusturya hakimiyetine ve Rus ordularına karşı ayaklandırmıştır. Petöfi daha 26 yaşındayken bu savaşta ölmüş ve cesedi bile bulunamamıştır.

Azerbaycan özgürlük hareketinde de şairlerin önemli roller ifa ettiklerini görüyoruz. Bir yanardağ gibi lav püsküren şiirleriyle şair Halil Rıza, Azerbaycan halkını uyandırmada büyük bir toplumsal görev üstlenmiş, bu uğurda hapse girmekten de çekinmemiştir. Genç ve yetenekli şair Rüstem Behrudinin Selam Darağacı şiiri Azerbaycan hürriyet mücahitlerinin parolası olmuş, diğer Azerbaycan şair, yazar ve sanatçıları da üzerlerine düşen vazifeleri ziyadesiyle yerine getirmişlerdir. Şairlerin 20 Ocak öncesindeki bu toplumsal görevleri 20 Ocak faciası sonrasında da devam etmiştir.

Bu salonda toplanmamıza vesile teşkil eden 20 Ocak 1990'daki "Kanlı Ocak" faciası, Azerbaycan ve Türkiye'de geniş tepki uyandırmıştır. Nasıl uyandırmasındı ki aynı kök, aynı soy, aynı din ve aynı dile mensup olan bu ülkelerin halkları, bir vücudun azaları olarak bu dayanılmaz acıyı hep birlikte yüreklerinin derinliklerinde hissetmişlerdir.

Özellikle Azerbaycan halkı tek yürek, tek bilek halinde 20 Ocakta şehadet makamına erişen şehitlerine günlerce ağlamış, yas tutmuş, ağıtlar yakmıştır. Azerbaycan şairleri Azerbaycan halkının yürek sızlatan, tüyler ürperten ağlayışlarını şiirlerinde dile getirmişlerdir. Yalnız Kuzey Azerbaycan değil, Güney Azerbaycan ve Türkiye'de de Azerbaycan halkının hislerine tercüman olan şiirler kaleme alınmıştır.

20 Ocaktan sonra o kadar yazı, makale, hikâye, şiir yazılmıştır ki, bunların hepsinin adını vermek bile sayfalar alır. Bunun imkânsızlığını göz önünde bulundurarak biz yalnızca bir kaç isim vermekle yetineceğiz ve bunlardan yalnız ikisinin, Memmed Aslanın Ağla Karanfil Ağla ve Bahtiyar Vahabzade'nin Şehitler şiirlerinde 20 Ocak faciasının akislerini takip etmeye çalışacağız.

20 Ocak üzerinde Memmed Aslan ve Bahtiyar Vahabzadeden başka Halil Rıza, Neriman Hasanzade, Medine Gülgün, Memmed İsmail, Suğra Abdullahzade, Eldar İbrahim, Elnare Buzovnalı, E. Ağdaşlı, Muhammed Erguvan, Memmed Alim, Taceddin Şahdağlı, Ağasen Bedelzade, Matleb Mısır, Mirzali Hüseyinzade, Sönmez, Behram Esedi, Abdullah Behrulu (Sınıkdağlı), Muhammed Hasan Haydari (son dördü Güney Azerbaycanlıdır) şiirler yazmışlardır.

***
20 Ocak hakkında ilk şiir yazanlardan biri belki de birincisi olan Memmed Aslan o uğursuz şenbe (cumartesi) gecesini bütün çıplaklığıyla tasvir ve terennüm etmiştir. Daha şehitlerin kanı kurumadan kalemine sarılan şair, şehitlere yaktığı 42 kıtalık ağıdında o gecenin menhusluğunu, menfurluğunu gayet canlı ifade etmiştir: (MA ile Memmed Aslan’ın, BV Bahtiyar Vahabzade’nin kısaltmasıdır).

Bu gece cellat gece,
Bu gece zulmat gece,
Bu gece zillet gece,
Ağla karanfil ağla. (MA).

Olayı bizzat yaşamış, mekânında bulunmuş, şehitlerin şehadetini görmüş, acısını yüreğinde duymuş olan Memmed Aslan 'o gece' hiç bir gerekçe olmadan yurduna saldıran ve hedef gözetmeden her şeye ateş eden bir ordunun dehşetini yaşamıştır:

Bu gece ifrit gece,
Bu gece nefret gece,
Kudurmuş bir it gece,
Ağla karanfil ağla. (MA).

O gece 'kudurmuş it'in karşısında duracak hiç bir kuvvet yoktur. Herkes çaresizlik içindedir. 1918-1920'de olduğu gibi yardıma gelen Kâzım Karabekir de yoktur:

Gitmeye yerim mi var?
Adil mi, Kerim mi var?
Karabekirim mi var?
Ağla karanfil ağla. (MA).

Heyhat, ne yazık ki o gece Enver Paşa da yoktur:

Yol direndi yokuşa,
Gelmez mi Enver Paşa,
Bu derdi çaksın taşa,
Ağla karanfil ağla. (MA).

Şair ümitsiz değildir. Mehmet Akif gibi o da imanını, güvenini muhafaza etmektedir. Nuri Paşa mutlaka gelecektir, muhakkak gelecektir, fakat yalnızca biraz gecikecektir (Nitekim iki yıl sonra geriye baktığımızda Azerbaycan'ın bugün bağımsız olduğunu görünce şairin bu 'iman'ına hak veriyoruz):

Kanımızı ne çekdi?
Ömür kuru çiçekdi,
Nuri Paşa gecikdi,
Ağla karanfil ağla. (MA).

O korkunç gecede adalet, hak değil zulüm vardır, ölüm vardır:

Adalet de, gerçek de,
Vallah yokdu o gece,
Zulüm zalim eliyle,
Hakkı boğdu o gece.

Kara giydi bu veten,
Yok hayına bir yeten,
Hayata hamileyken,
Ölüm doğdu o gece. (MA).

O müthiş gecede şehitlerin kanı dünyayı kaplamıştır:

Karanfil, şehit kanı,
Kan götürdü dünyanı,
Ağla, inlet meydanı,
Ağla karanfil ağla. (MA).

O cumartesi (şenbe) gecesi çaresizlik içindeki insanlar yalnızca Allah'a sığınmışlar, ondan medet ummuşlardır:

Lâilahe illallah,
Lâilahe illallah... (MA).

Acaba o uğursuz cumartesi gecesi bu kırgınlar, bu Vurgunlar niye yapılmıştı? Bu insanların suçu, günahı neydi? Evet neydi suçları günahları? Bu insanların tek bir suçları, tek bir günahları vardı. O da Türk olmaları, Müslüman olmalarıydı. Bahtiyar Vahabzadenin dediği gibi:

Anladık halkların beraberliği,
Kâğız üzerinde bir kuru sözmüş.
Bu katlden sonra bildik çok şeyi,
Bizim günahımız Türklüğümüzmüş.

Milletler dostluğu astar yüz imiş,
Bunun neyi varmış sözünden özge?
AtaTürk düz demiş, vallah düz demiş,
'Yokdur Türkün dostu özünden özge.'

Türk öz menliğini bilenden beri,
İblis de gelecek kasdini bildi.
Karaçay, Ahalsık, Kırım Türkleri,
Balkarlar, Mesketler sürgün edildi.

İki yanağı var ama bir yüzü,
Türk öz anasından bele doğulmuş.
Anlayabilmirem niye Türk sözü,
Kiminse başına düşen taş olmuş? (BV).

Evet, gerçek sebep onların Türk olmalarıydı. Halbuki Sovyet Rusya Türkün istediği hakların daha fazlasını isteyen, olaylar çıkaran ama hıristiyan olan milletlere, ülkelere daha farklı davranmıştı. Tıpkı Çarlık Rusyası ve öteki hıristiyan ülkeler gibi. Yine şairin sesine kulak verelim:

Başına min oyun açan Litvaya,
Merkez gözün üste kaşın var demir.
Menimse başımı salıp halkaya
Akan kanıma da bakmak istemir.

Merkez değiştirir günde rengini,
Merkez meni görür, hiç onu görmür.
Bizden yığışdırıp kuş tüfengini,
Ama Ermeninin topunu görmür. (BV).
Reply




Users browsing this thread: 1 Guest(s)