Thread Rating:
  • 0 Vote(s) - 0 Average
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Ýmam-ý Rabbânî (Kuddise Sirruhu)
#1
Ýmam-ý Rabbânî (Kuddise Sirruhu)

Ýmam-ý Rabbanî (K.S.), Allah’ýn peygamberleri gibi teblið ve irþad davasý uðrunda her cefaya katlanmýþ ama ümitsizlik girdabýna asla düþmemiþtir. Çünkü ümit ebediyetin sesidir. O da hep o sesi duyarak yaþamýþtý. Çünkü ümit, nimet ve rahmeti sonsuz olan Alemlerin Rabbi’nden kalbe akan yaþama, yaþatma, vuslat ve ebedi bahtiyarlýk beklentisidir. Yoksa yokluða mahkum bir dünyanýn fani hayatýndan umulanlar deðil...

Ýmam Rabbani (K.S.) Hazretleri, asýrlarýn az yetiþtirdiði müstesna alimlerden, kamil ve mükemmel mürþidlerden birisidir.
O, insanlýðý þirk ve küfür bataklýklarýndan kurtarmak, dünya hayatýnýn zindanlarýndan ahiret hayatýnýn hürriyetine, sonsuzluk nuruna çaðýrmak için Allah Tealâ’nýn gönderdiði peygamberlerin ulvi davasýný omuzlarýnda taþýyan müstesna bir þahsiyetti. Üstelik o davayý Hindistan’ýn o karmaþýk, bulanýk ve bid’atçi coðrafyasýnda zafere götüren bir þahsiyet.
Bütün mürþid-i kamiller gibi o da, gönüllere muhabbetullah ile birlikte þevk ve ümit tohumlarý ekmiþ, ilahî feyizlerle de sulamýþtýr.

Gönüllerin Fethi
Tarih boyunca ülkeler iki türlü fethedilmiþtir: Birincisi; kaba, imansýz, fikirsiz, haksýz ve zalim kuvvetlerle; ikincisi de, gönüllerin fethi ile. Yani adaletin, hakkýn, muhabbetullah’ýn o eþsiz zevkini tattýrmakla, gönülleri Allah’a baðlamakla.., Artýk bu usülle gönülleri fethedilen insaniyet, vatanlarýyla, mal ve evlatlarýyla, yani bütün varlýklarýyla o fetih askerlerine teslim olurlar. Allah’ýn sevdiði fetih de iþte budur.
Bütün peygamberlerin ve velilerin fetihleri, tarih boyunca hep böyle olmuþtur. Ýslâm fatihlerinin gözü, kupkuru bir coðrafyaya dikilmemiþtir. Onlarýn gözleri gönül ülkelerindedir. Onlar kalpleri fethedip, muhabbetullaha ve marifetullaha vatan yapma sevdasýndadýrlar. Onlar hakký önce sinelere, sonra da beldelere hakim kýlmak için çabalarlar. Böylece hem gönüller, hem de beldeler hakka ve adalete mübarek bir vatan olur.
Ýþte Ýmam Rabbani Hazretleri de irþad ve fütuhat hayatýnda böyle bir peygamberî usül icra etmiþtir. Hindistan’ý saran, dinî hayatý bozup bulandýran bid’atçý akýmlarý, sahabi düþmanlýðýný, þirki ve batýl tasavufu sinelerden kazýmýþ; gönülleri dosdoðru yolun saf ve berrak, temiz ve temizleyen feyziyle yýkamýþtýr.
Bu yolda düþmanlarýnýn hilekârlýðý, iftiralar ve zindanlar onun ümidini asla eksiltmemiþ, aksine ümidini besleyen kaynaklar haline gelmiþtir.

Çileler ve Sabýr Meyveleri
Bu büyük imamýn hizmetlerinin tesirini gören Ehl-i Sünnet düþmanlarý, bid’atlerinin kuvvetli ve ikna edici delillerle yok edildiðini gördüklerinde iftiralara baþladýlar. Jurnalciliðe sýðýndýlar. Asrýmýza kadar onun feyzini taþýyan meþayih-i kiramý yetiþtiren bu tasavvuf önderine, evliya münkirciliði iftirasýný bile attýlar. Fakat onun ümitvar gayretleri, bu tuzaklarý da iþlemez hale getirdi.Devrin Hindistan hükümdarý Selim Cihangir Han’ýn veziri ve baþ müftüsü Ehl-i Sünnet yolunun düþmaný kimselerdi. Ýmam Rabbani Hazretleri (K.S.) ise mektuplarýnda ve ayrýca yazdýðý Redd-i Revafid risalesinde Sahabe-i Kiram düþmanlarýný reddetmekte, onlarýn cahil, alçak ve ahmak olduklarýný anlatmaktaydý. Ýmam-ý Rabbani bu risaleyi Özbek hükümdarý Abdullah-ý Cengizî Han’a yollamýþtý. “Bunu Ýran Þahý Abbas-ý Safevî’ye gösterin! Kabul ederse ne alâ... Etmezse onunla harp caiz olur.” demiþti. Ýran Þahý bunu kabul etmedi. Bunun üzerine harp oldu. Abdullah Han, Herat’ý ve Horasan’daki þehirleri aldý.
Ýþte bundan sonra Hindistan’daki sapýk gruplar ve Ashab-ý kiram düþmanlarý el ele verdiler. Selim Cihangir Han’a gidip Ýmam-ý Rabbani Hazretleri hakkýnda çeþitli iftiralarda bulunarak O’nu þikayet ettiler. Sultan, oðlu Þah Cihan’ý gönderip, Ýmam-ý Rabbani Hazretleri’ni, evlatlarýný ve yetiþtirdiði talebelerini çaðýrýp hepsini öldürmeye karar verdi. Bunun üzerine Þah Cihan bir müftü ile Ýmam’ýn yanýna gitti. Sultan’a secdenin caiz olduðunu gösteren bir fetvayý da götürdü. “Babama secde edersen seni kurtarabilirim.” dedi. Bunun üzerine Ýmam-ý Rabbani Hazretleri bu fetvaya kýymet vermedi. Ecel gelince ölümden hiç kimsenin kaçamayacaðýný söyledi ve secde etmeyi kabul etmedi. Çocuklarýný ve talebelerini býrakýp, Sultan’a yalnýz gitti. Kendisine yapýlan iftiralara karþý Sultan’a o kadar güzel ve ikna edici cevaplar verdi ki, Sultan yüksek hakikatleri anlayabilecek birisi olmadýðý halde onu serbest býrakýp özür diledi.
Fakat bu sefer, “Ýmamýn Hindistan’da tesiri çoktur. Bir gün saltanata karþý ayaklanabilir.” diye Sultan’ýn fikrini yeniden çeldiler. Bunun üzerine sultan onun memleketinin en saðlam ve korkunç kalesi olan Güvalyar kalesine hapsettirdi.
Bu hadiseye çok üzülen talebeleri, Sultan’a isyan etmek istediler. Bunu yapabilecek güçte olmalarýna raðmen, Ýmam-ý Rabbani Hazretleri manevi tasarrufla rüyalarýnda ve uyanýk iken, onlarý bu iþten men etti. Sultan’a hayýr dualar edip, “Sultan’ý incitmek, bütün insanlara zarar verir.” buyurdu. Kendisi de Sultan’a hep hayýr dua ediyordu.
Sultan’ýn veziri Ýmam-ý Rabbani Hazretleri’ne düþman olduðundan, zindanda baþýna kardeþini tayin etmiþ ve ona çok þiddetli davranmasýný emretmiþti. Bu görevli ise, Ýmam-ý Rabbani Hazretleri’nde gördüðü çeþitli kerametlerin yaný sýra, üzüntü yerine ümit, karamsarlýk yerine sabýr ve neþe bulunca tevbe etti. Ehl-i Sünnet yolunu seçti ve onun halis talebelerinden biri oldu. Ayrýca hapis bulunan binlerce kafir, onun sohbetleri ile Ýslâm’la þereflendiler. Bir çok günahkar tövbe etti... Hatta bazýlarý yüksek mertebede alim bile oldular. Ýmam-ý Rabbani Hazretleri’nin tam üç yýllýk hapis hayatýndan sonra Sultan yaptýðýna piþman oldu. O’nu hapisten çýkarýp, ikram ve ihsanlarda bulundu. Sonra da O’nun halis talebelerinden ve sadýk dostlarýndan biri oldu.

Karamsarlýk Mümine Yakýþmaz
Fakat din ve tebliðde ham olanlar, insanlarýn ilk tavýr ve istikametlerindeki bozukluklara bakarak, onlarýn hidayetinden hemen ümit keserler. Düþtüðümüz çileler, uðradýðýmýz musibetler, çoðumuzu hemen ümitsizliðe sürükler. Gönlümüzde ýþýyýp durmakta olan ümit kandilleri, en küçük esintiyle hemen sönüverir. Oysa Allah’ýn Sevgili Peygamberi (A.S.), kýz çocuklarýný diri diri topraða gömen, hatta o masum yavrucuklarý oklarýna hedef tahtasý yapýp, kaþýna gözüne ve kalbine niþan alan merhametsiz, taþ yürekli ve cahil bir topluluðun hidayetinden bile ümit kesmemiþti. Kendisini yaralayanlara: “Allah’ým kavmimi affet, onlar bilmiyorlar” diye dua ediyordu.
Çoðumuz, tül kadar ince bir karanlýðýn ardýndaki ümit þafaðýný bekleyemezken, sonuçta bizim gibi bir insan olan o rabbanî alim, Hindistan’ýn bu ilk bakýþta hiç ümit vaadetmeyen halinden dolayý ümitsizliði kalbine asla sokmamýþtý. Ýlahî davanýn tebliði ve insanlarýn ýslahý için, zaman, mekân ve imkana bakmaksýzýn ümide sarýlmýþ, ezelde omuzladýðý emanetin hakkýný ifa etmeye var gücü ile gayret etmiþti. Olumsuzluklara küfretmemiþ, bedduaya asla baþvurmamýþ, karanlýklarýn sinesinde bir þafak olup, kalplerde ýþýldama gayreti göstermiþti. Ve iþte bu yüzden düþtüðü zindan, nura dönüþmüþtü...
Evet... Bakýldýklarýnda Allah’ý hatýrlatan, sohbetleriyle gönüllerde Allah aþkýný yakan, kalpleri fani alemden çözerek Allah’a baðlayan, en zorlu zamanlarda bile karamsarlýk yerine gönüllere ümit tohumlarý eken Hak erleri, bütün bir insanlýðýn ümitlerini de boþluktan, yok oluþtan ebediyyete baðlarlar.
Bugün için bize düþen de, Ýmam-ý Rabbani Hazretleri gibi karamsarlýklarýmýzý, güneþin gökyüzünden karanlýklarý kovduðu gibi gönüllerimizden kovup ümide sarýlmak. Baþýmýzý kaldýrýp, imanýmýzýn bizden istediði vazifelerimize yapýþmak. Çünkü ümidin kaynaðý imandýr. Yeisin kaynaðý ise küfürdür. Ýnkârcý insan batýla bel baðlamýþtýr. Çölde su zannedip, seraba koþan bir yolcu gibidir. Zira Yüce Rabbimiz, Yakup Aleyhisselam’ýn dilinden buyurmakta ki: “Gidin de Yusuf’u ve kardeþlerini iyice araþtýrýn Allah’ýn rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluðundan baþkasý Allah’ýn rahmetinden ümit kesmez.” (Yusuf/87)
Ve biz; inanýyorsak, Hakk’a baðlýysak, ümitlerimizi niçin yitirelim?

[SIZE="1"](Semerkand Dergisi-Cemil Mollahanoðlu)[/SIZE]
Reply




Users browsing this thread: 1 Guest(s)