Forum Geliyoo  

Go Back   Forum Geliyoo > >

Mustafa Kemal Ataturk Köşesi Ulu önderimiz Mustafa Kemal Ataturk ile ilgili hertürlü paylaşımı bulabileceğiniz bölümümüz.

Cevapla
 
Seçenekler
  #1  
Alt 04-02-2011
mkt
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart 2. Gerçekçilik:

Gerçekçilik, Atatürk’ün siyasî liderliğinin, ister iç politika ister dış politika alanında olsun, en belirgin özelliklerinden biridir. Gerçekçilik, amaçlarla araçlar arasında mâkul bir denge gözetmeyi, eldeki araçlarla gerçekleştirilmesine imkân olmayan hayalî hedefler peşinden koşmamayı gerektirir. Politika, çok yaygın bir tanıma göre “mümkün olanın sanatı” olduğuna göre, gerçekçiliğin bir siyasî liderde bulunması gerekli en önemli niteliklerden biri olduğu açıktır. Yerli ve yabancı çeşitli yazarlar, Atatürk’ün gerçekçiliği ile çağdaşı Enver Paşa’nın hayalciliğini ve maceracılığını karşılaştırmışlardır. Falih Rıfkı Atay’a göre, Mustafa Kemal’in Sakarya’da kazandığı neviden bir zaferden sonra Enver, zafer ve bağımsızlığı bir kenara itip, Suriye veya Makedonya’nın fethine girişir ve kazanılanların hepsini kaybedebilirdi.14 1923’te Atatürk’le Ankara’da görüşen Amerikalı bir gazeteci de bu konuda şu gözlemlerde bulunuyordu: “Enver Paşa’nın başarısızlığı ile Kemal Paşa’nın başarısını karşılaştıracak olursanız, bunların strateji yönünden ne kadar farklı olduklarını görebilirsiniz. Enver, amacım gerçekleştirmek için dosdoğru gider, bir duvara çarptığı zaman onu yıkmaya çalışırdı. Sonunda yenik düştü. Kemal ise, bir engelle karşılaştığı zaman, onu aşana kadar sabırla bekler; genellikle de amaçlarına ulaşır”.15

Atatürk, kurduğu rejimin gerçekçi temellerini 1923 yılındaki bir konuşmasında şöyle açıklamıştır: “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, millîdir; tamamiyle maddîdir; gerçekçidir. Kuruntuya dayanan idealler arkasında, o ideallere ulaşmak için değil, fakat ulaştırmak hülyasıyle milleti kayalara çarparak bataklıklara batırarak en nihayet kurban ederek mahvetmek gibi cinayetten kaçman bir hükümettir.”16 Gene aynı yönde olarak, 1 Aralık 1921 tarihli önemli bir Meclis konuşmasında Atatürk, şunları söylemektedir: “Büyük hayaller peşinden koşan, yapamayacağımız şeyleri yapar gibi görünen sahtekâr insanlardan değiliz... Büyük ve hayali şeyleri yapmadan yapmış gibi görünmek yüzünden bütün dünyanın husumetini, garazını, kinini bu memleketin ve bu milletin üzerine çektik. Biz Panislâmizm yapmadık. Belki ‘yapıyoruz, yapacağız’ dedik. Düşmanlar da ‘yaptırmamak için bir an evvel öldürelim1 dediler. Panturanizm yapmadık. ‘Taparız, yapıyoruz’ dedik, ‘yapacağız’ dedik ve yine ‘öldürelim’ dediler. Bütün dava bundan ibarettir ... Biz böyle yapmadığımız ve yapamadığımız kavramlar üzerinde koşarak düşmanlarımızın sayısını ve üzerimize olan baskıları arttırmaktan ise, tabii duruma, meşru duruma dönelim. Haddimizi bilelim. Binaenaleyh Efendiler, biz hayat ve istiklâl isteyen milletiz. Ve yalnız ve ancak bunun için hayatımızı esirgemeden veririz.”1

"Atatürk, Nutuk’ta. da aynı konuda şunları söylemektedir: “Çeşitli milletleri, ortak ve genel bir unvan altında toplamak ve bu çeşitli unsur kütlelerini aynı hukuk ve şartlar altında bulundurarak güçlü bir devlet kurmak, parlak ve çekici bir siyasî görüştür. Fakat aldatıcıdır. Hattâ, hiçbir hudut tanımayarak, dünyada mevcut bütün Türkleri dahi bir devlet halinde birleştirmek, gerçekleştirilmesi mümkün olmayan bir hedeftir. Bu, asırların ve asırlarca yaşamakta olan insanların çok acı, çok kanlı hâdiselerle ortaya koyduğu bir hakikattir. Panislâmizm ... panturanizm siyasetinin muvaffak olduğuna ve dünyayı tatbik sahası yapabildiğine tarihte tesadüf edilememektedir. Irk farkı gözetmeksizin, bütün beşeriyete şâmil, cihangirane devlet teşkili hırslarının sonuçları da tarihte bellidir. İstilâcı olmak hevesleri, konumuzun dışındadır. İnsanlara her türlü özel duygu ve bağlarını unutturup onları kardeşlik ve tam eşitlik içerisinde birleştirerek, insanî bir devlet kurmak nazariyesi de kendine mahsus şartlara bağlıdır. Bizim açıklık ve tatbik kabiliyeti gördüğümüz siyasî program, millî siyasettir. Dünyanın bugünkü genel şartları ve asırların dimağlarda ve karakterlerde biriktirdiği hakikatler karşısında hayalperest olmak kadar büyük hata olamaz. Tarihin ifadesi budur, ilmin, aklın, mantığın ifadesi böyledir.. . Millî siyaset dediğim zaman, kasdettiğim mânâ ve anlaşılması gereken şey, şudur: Millî hudutlarımız içinde, herşeyden evvel kendi kuvvetimize dayanmak suretiyle varlığımızı koruyarak millet ve memleketin hakikî saadet ve bayındırlığına çalışmak .. . Genel olarak sonsuz emeller peşinde milleti uğraştırıp zarara sokmamak .. . Medenî dünyadan, medenî ve insanca muamele ve karşılıklı dostluk beklemektir.” 18

Atatürk’ün, Büyük Millet Meclisinin açıldığı günün ertesinde, 24 Nisan 1920 tarihli gizli celsede yaptığı konuşma da, onun bu tutumuna iyi bir örnektir. Atatürk, bu konuşmasında “mesaimize saha olan mıntakanın hududunu işaret etmiştim. O hudut hudud-u millîmizdir. .. Hakikatte bütün gayemiz, bu hudud-u millî içindeki milletimizin rahatını, refahını ve bu hudud-u millî ile belirlenmiş vatanımızın bütünlüğünü korumaktan ibarettir. Turanizm politikasını kendi arzumuzla takip etmek istemedik. Çünkü maddî manevî bütün kuvvet ve kudretimizi belirli olan vatanımız içinde ortaya koymayı arzu ettik. Hududun dışında dağınık bir surette zayıf düşmekten kaçındık” dedikten sonra, Suriye’nin durumuna değinerek, Suriyelilerin İtilâf devletlerinin tutumundan hayal kırıklığına kapıldıklarını, bu yüzden Emir Faysaldın özel temsilcilerini Türkiye’ye göndererek bizimle temas aradığını anlatmakta ve şöyle devam etmektedir: “Her halde Suriyeliler herhangi bir yabancı devlet ile münasebetinin kendileri için sonuçta esaret olacağına kani oldular. Bundan dolayı bize teveccüh ettiler. Bizim buna karşılık gösterdiğimiz şekil şundan ibaret idi. Dedik ki, artık hudud-u millîmiz içinde bulunan insan kaynaklarını ve genel menfaatleri hududumuzun dışında israf etmek istemeyiz. Fakat birlik, kuvvet teşkil edeceğinden bütün İslâm âleminin manen olduğu gibi maddeten de müttefik ve birlik olmasını şüphe yok ki büyük memnuniyetle karşılaşırız ve bunun içindir ki bizim kendi hududumuz dahilinde müstakil olduğumuz gibi, Suriyeliler de hududu dahilinde ve hâkimiyet-i milliye esasına müstenit olmak üzere serbest ve müstakil olabilirler. Bizimle itilâf veya ittifakın fevkinde bir şekil, ki federatif veya konfederatif denilen şekillerden birisiyle irtibat sağlayabiliriz... Gerçekten bu hudud-u millîmiz dahilinde arzettiğim şartlarla varlığımızı koruyabildiğimiz takdirde başka birşey istemek bendenizce doğru değildir.”19

Gene Atatürk, 1 Aralık 1921 tarihli Büyük Millet Meclisi konuşmasında Panislâmizm hakkında şöyle demektedir: “Efendiler, Panislâmizmi ben söyle anlıyorum: Bizim milletimiz ve onu temsil eden hükümetimiz bittabi dünya yüzünde mevcut bütün dindaşlarımızın mesut ve müreffeh olmasını isteriz. Dindaşlarımızın çeşitli çevrelerde meydana getirmiş oldukları toplumların bağımsız yasamasını isteriz. Bununla yüksek bir zevk ve saadet duyarız. Bütün İslâm insanlığının, İslâmiyet dünyasının refah ve saadeti kendi refah ve saadetimiz gibi kıymetlidir! Ve bununla çok alâkadarız. Ve bütün onların dahi aynı suretle bizim saadetimizle alâkadar olduklarına şahidiz. Ve bu her gün apaçık görünmektedir. Fakat Efendileri Bu toplumun büyük bir imparatorluk, maddî bir imparatorluk halinde bir noktadan sevk ve idaresini düşünmek istiyorsak, bu bir hayaldir: İlme, mantığa, fenne muhalif bir şeydir! Efendiler dikkat buyurunuz ve bir tarihî hakikat, bir fennî ve ilmî hakikat olarak daima hatırda tutunuz ki, bir siyasî varlığın hududunu geçemeyeceği bir kuvvet hedefi vardır ... Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin sabit, müsbet, maddî bir siyaseti vardır: O da efendiler, Türkiye Büyük Millet Meclisinin muayyen hudud-u millîsi dahilinde hayatını ve istiklâlini temin etmeye yöneliktir. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Hükümeti, temsil ettiği millet namına çok mütevazıdır ve hayalden tamamen uzak ve tamamen hakikatperesttir ... Geniş, yüce ve fakat hayalî ve pratik değerden uzak birtakım hissiyatın peşinden koşarak kanun yapmaz ... Bu milleti bugün idam sehpası karşısında bulunduran fiil ve hareketlerin menşei, hayaldir, hissiyattır.” 20

Görülüyor ki, Atatürk’ün dış politikası, bugünkü millî sınırlarımız içindeki Türk Devletinin güçlendirilmesi amacına yöneliktir. Bütün Müslümanları veya bütün Türkleri bir araya getirmek gibi gerçekleştirilmesi mümkün olmayan, hayalci ve sonuçta bugünkü öz yurdumuzun geleceğini tehlikeye atabilecek maceracı heveslere kesinlikle karşıdır. Atatürk, Misak-ı Millî ile, yeni Türkiye Devletine kazanılması ve korunması mümkün gerçekçi bir sınır çizmiş, bunun sağlanabilmesi için her türlü fedakârlığı göze almış, bu sınırlar dışında ise hiçbir maceraya atılmamıştır. Osmanlı Devletinin son günlerinde bile birçok devlet yöneticileri arasında Panturanizm veya Panislâmizm fikirlerinin yaygın olduğu hatırlanırsa, Atatürk’ün bu tutumunun ne kadar gerçekçi bir temele dayandığı kolayca anlaşılır.

Atatürk’ün dış politikasındaki gerçekçilik unsuru, sadece gerçekleştirilmesi mümkün bir hedef seçilmiş olmasında değil, bu hedefe ulaştıracak imkânların değerlendirilmesinde de kendini göstermektedir. Atatürk, yukarıda değindiğimiz 24 Nisan 1920 tarihli gizli celse konuşmasında bunu şöyle belirtmektedir: “Yalnız her ihtimale karşı hayat ve varlığımızı korumak için hariçten kuvvet, bir kuvvet kaynağı aramak lâzım gelirse, yine daima kendi görüşlerimiz baki kalmak şartıyla her kaynaktan istifade etmeyi caiz gördük.” 21 Nitekim bu gerçekçi tutum içerisinde Millî Mücadele sırasında Sovyetler Birliği ile yakın dostluk ilişkileri kurularak kendilerinden yardım sağlanmış, ancak dış politika alanındaki bu yakınlığın, Türkiye’nin iç politikasını etkilemesine de hiçbir zaman izin verilmemiştir. Atatürk, 29.5.1920 tarihli bir gizli celse konuşmasında bunu bütün açıklığı ile belirtmişti : “... Bu noktada iki ciheti birbirinden ayırmak lâzımdır. Biri bolşevik olmak, diğeri bolşeviklik Rusya’sıyle ittifak etmek. Biz Heyet-i İcraiye bolşeviklik Rusya’sıyle ittifak etmekten bahsediyoruz. Yoksa bolşevik olmaktan bahsetmiyoruz. Bolşevik olmak büsbütün başka bir meseledir. Böyle bir mesele ile iştigale bizim ihtiyacımız yoktur. Fakat ittifak meselesi kemal-i ciddiyet ve ehemmiyetle takip edilmektedir.” 21

Atatürk’ün gerçekçi dış politikası, Millî Mücadele yıllarında ve daha sonra Batı devletlerine karşı izlenen tutumda da kendisini göstermektedir. Atatürk, itilâf devletlerinin kamu oylarının, Dünya savaşının yorgunluk ve bıkkınlığından sonra Anadolu’da uzun ve kanlı bir mücadeleye girmek istemeyeceğini, itilâf devletlerinin kendi aralarında Türkiye konusunda anlaşmazlıklar ve menfaat çatışmaları çıkabileceğini, dolayısıyle Yunanistan’ın Türkiye karşısında tek fiilî hasım olarak kalabileceğini, onun gücünün de Türk direnişini kırmaya yetmeyeceğini çok doğru olarak görmüştür. Büyük Millet Meclisinin 29.5.1920 tarihli gizli celsesindeki gensoru görüşlerinde Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekili (Genelkurmay Başkanı) ismet Bey’in (İnönü), şüphesiz Atatürk’ün de düşüncelerini yansıtan şu tahlilleri, Millî Mücadelenin çılgınca bir kumar değil, son derece akılcı ve gerçekçi bir hesaba dayanan bir hareket olduğunu çok iyi anlatmaktadır, ismet Bey, Doğuda Ermenilerle Batıda Yunanlıların Türkleri teslime zorlayacak güçleri olmadığını belirttikten sonra, sözü İngilizlere ve Fransızlara getirerek şöyle devam etmektedir: “İtilâf devletlerinin memleketlerinde daha büyük orduları ve teşkilâtları vardır. Fakat bugün buraya tahsis ettikleri kuvvetlerin azlığı ve bizim aleyhimizdeki projeyi yalnız Ermeni ve Yunan ordularından bekledikleri, kuvvetli sebeplere ve istihbarata müstenittir. Birincisi, Fransız ve İngiliz milletlerine Türk milletinin imhası için maddeten gösterilecek bir menfaat yoktur. Bu proje, istilâ hırsı ile, zorla hüküm sürme hırsı ile zevk alan liderlerin projeleridir. Uzun bir harpten sonra yeniden zevk için, bir milleti diğer millete boğazlatmak suretiyle Fransız ve İngiliz milletinden kan istemek kolay bir şey değildir.”23 Nitekim Millî Mücadelenin devamı sırasında bu tahminler tümüyle gerçekleşmiş, Fransa ve İtalya Ankara Hükümeti ile anlaşmayı tercih etmişler, İngiltere Yunanistan’ı desteklemeye devam etmekle beraber, bu desteği Türkiye’ye karşı doğrudan doğruya askerî güç kullanmak noktasına kadar götürmemiştir.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Yeni Gerçekçilik firat7278 Ders & Ödev & Tez Istekleriniz 1 04-07-2011 11:27 AM
2.2.1. Gerçekçilik: mkt Mustafa Kemal Ataturk Köşesi 0 04-02-2011 06:40 PM


Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:36 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.10
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.