Forum Geliyoo  

Go Back   Forum Geliyoo > >

Mustafa Kemal Ataturk Köşesi Ulu önderimiz Mustafa Kemal Ataturk ile ilgili hertürlü paylaşımı bulabileceğiniz bölümümüz.

Cevapla
 
Seçenekler
  #1  
Alt 04-02-2011
mkt
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart Amasya Tamimi ve Atatürk'ün Amasya'daki Faaliyetleri =1

Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasından sonra Atatürk’ün Samsun’a çıktığı tarihe kadar Musul İngilizler, Antalya ve çevresi İtalyanlar, Adana, Antep, Maraş ve Urfa önce İngilizler, daha sonra Fransızlar ve İzmir başta olmak üzere Batı Anadolu bölgesi, Yunanlılar tarafından işgal altına alınmıştır.

Yine Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra Amasya Tamiminin yayınlanmasına kadar İstanbul’da Ahmet İzzet Paşa, I. ve II. Tevfik Paşa, I ve II. Damat Ferit Paşa kabineleri olmak üzere toplam beş hükümet iş başına geçmiştir.

İşte ülke topraklarının önemli bir kısmının işgal edildiği ve İstanbul’da siyasal istikrarın bulunmadığı bu dönemde, Mustafa Kemâl Paşa, 19 Mayıs 1919 tarihinde Dokuzuncu Ordu Müfettişi sıfatiyle Samsun’a çıkmıştır. Ülkedeki genel istikrarsızlığa paralel olarak özellikle Karadeniz bölgesinde bir de güvenlik sorunu bulunmakta idi ve Mustafa Kemal Paşa’nın görevi, bölgede güvenliği sağlamak, yöredeki silâh ve cephanenin İstanbul’a gönderilmesini sağlamak, ayrıca bazı örgütlerin asker toplamasını önleyerek, bunları kapatmaktı. Mustafa Kemal Paşa, Ordu Müfettişliği talimatına, Genelkurmay Başkanlığındaki arkadaşları vasıtasiyle daha geniş yetkiler de ilâve ettirmiştir.1

Mustafa Kemâl Paşa’nın Samsun’a çıkar çıkmaz üzerinde durduğu konulardan biri, Anadolu’nun diğer bölgelerinde açılmış bulunan Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i İlhak Cemiyetleri ile temasa geçmek; ikinci olarak da Pontuscu Rum Çetelerinin bozduğu bölgenin güvenlik sorununu çözmek olmuştur. Bu konuda Samsun ve Havza’dan İstanbul’a çektiği telgraflar bilinmektedir. Ancak bölgedeki güvenlik sorununun kökü, daha Birinci Dünya Savaşı yıllarına kadar gitmektedir. Bu konu ile ilgili olarak Askerî Tarih ve Stratejik Etüd Başkanlığı Arşivi’nden aldığımız belgelerde bazı bilgiler yer almaktadır. 11 Mayıs 1917 tarihinde Giresun Kaymakamlığı’ndan Trabzon Vilâyeti kanalı ile III. Ordu Komutanlığı’na gönderilen bir yazıda, bölgedeki Rum Vasil Çetesi’nin faaliyetleri hakkında şu bilgiler verilmiştir:2

2 Mayıs 1917 tarihinde kendilerini izleyen müfrezenin önünden kaçarak Çambaşi-Mesudiye-Koyulhisar kazaları sınırlarının birleştiği yerdeki bir Rum köyüne girmişlerdir. Birkaç saat sonra takip müfrezesi ile şakiler arasında silâhlı çatışma başlamış ve şakilerden ikisi yaralanmıştır. Ertesi gün bölge halkının yardımı ile tekrar Karahisar (Bugünkü Şebinkarahisar’ın Kırık nahiyesine doğru kaçtıkları anlaşılmıştır. Maden köyü halkı şakileri iaşe etmiş, yaralılarına at vermiş, köy halkından Yorgioğlu Nikola ile bir klavuz, çeteye yardım ettikleri için tutuklanmışlar ve bu çetenin hareketi sona erdirilmiştir.

Ancak Ordu, Giresun, Mesudiye, Koyulhisar kazaları sınırları civarında bulunan Kavurdbükü, Kavaklıca, Araşar, Açış, Madenalan, Sinanlı, Oluklu, Dargınca köylerinin bu gibi çetelere yardımcı olmaları; sahilden Koyulhisar istikametine sevk edilmiş olan Rumların, yayla zamanı olması ve yolların da ulaşıma açık bulunması dolayısıyle adı geçen bölgeye gelip eşkıyalık faaliyetlerine devam etmeleri ihtimaline karşı gereken önlemlerin alınması istenmiştir.

Bu çetenin izlenmesi faaliyetlerine Sivas Valiliği de katılmış ve Trabzon Valiliğine kendi sorumluluk bölgelerindeki durum hakkında bilgi vermiştir. Sivas Jandarma Alay Komutanlığından gönderilen bir birliğin adı geçen çeteyi izlediği, ancak Akköy-Keşap üzerinden Giresun istikametine giderek Sivas Valiliği sorumluluk bölgesinden çıktığı anlaşılmaktadır. Çetenin daha sonra Bulancak’ta bir süre beklediği, buradan kayıklarla denize açılarak firar ettiği görülmektedir. 3

Rum Vasil Çetesinin ele geçirilmesi için III. Ordu Komutanlığı, Trabzon Valiliği, Giresun Sahil Mıntıka Komutanlığı, 2. Kafkas Kolordu Komutanlığı ve III. Ordu Menzil Müfettişliği arasında yazışmalar yapılmış ise de kesin bir sonucun alınamadığı belgelerden anlaşılmaktadır. 4

Kesin sonuç alınamamakla birlikte Birinci Dünya Savaşı yıllarında ordu birliklerinin müdahaleleri ile bölgedeki Rum çetelerinin faaliyetleri bir noktada kontrol altında tutulabilmiştir. Ancak Mondros Ateşkes Anlaşmasının imzalanmasından sonra, ordular küçültülüp, silâhlarının önemli bir kısmı ellerinden alınınca, artık hükümetin Rum çetelerine karşı bölge halkını savunmak için hiçbir kuvvete sahip olamadığı görülmektedir. Bu durum karşısında Rum Pontus Çeteleri genel olarak daha saldırgan bir duruma gelmişlerdir. Türk askerlerinin ellerinden silâhlarının alınmasına karşılık, özellikle İngiltere’nin Samsun’a asker çıkardığı zaman bölgedeki Rum çetelerine 10.000 adet silâh dağıttığı görülmektedir. Buna ilâve olarak Karadeniz bölgesinde sayıları az olan Rum nüfusu çoğaltmak için Rusya’da oturan ve Bolşevik idaresinde yaşayamayan Rumlar, vapurlarla Samsun ve çevresine çıkarılarak Türk topraklarına yerleştirilmişlerdir.

Yurt dışından takviye suretiyle bölgedeki Müslüman nüfusun çoğunluğuna yetişmek mümkün olamayacağı için, Rum çeteleri artık çekinmeden açıkça Müslüman çoğunluğu ortadan kaldırmak için rast geldikleri müslümanları öldürmeye ve daha sonra Müslüman köylerine baskınlar düzenleyerek katliam yapmaya başlamışlardır. Bu dönemde Rum çetelerinin mezalimine sahne olan 12 kaza merkezi şu şekilde tesbit edilmiştir. Bafra, Samsun, Çarşamba, Terme, Amasya, Merzifon, Köprü (Vezirköprü), Lâdik, Gümüşhacıköy, Havza, Tokat. Erbaa, Zara. 5

Pontus çetelerinin faaliyet alanları bakımından Amasya Sancağı önemli bir yer tutmakta idi. Pontus davasını iddia edenlerin kendi tarihî rivayetlerinde Amasya’nın Pontus hükümet merkezi olduğu ileri sürülüyor, Amasya ve çevresinde bu açıdan çok ciddi faaliyet içerisinde bulunuyorlardı. Amasya şehir merkezinde Mondros Ateşkes Anlaşmasından 1920 yılı sonuna kadar Rum çeteleri tarafından işlenen cinayetlerin sayısı 23 civarındadır. Bu cinayetlerde sadece Amasya şehir merkezinde öldürülen Müslümanların sayısı 25’tir. Bundan başka 4 Müslüman yaralanmış, 17 köye saldırı yapılarak eşya ve hayvanlar gasbedilmiştir. Bu köylerden ayrıca 500 liralık ticaret eşyası çalınmış ve 31 diğer hırsızlık ve gasp olayı ortaya çıkarılmıştır. 6

Karadeniz bölgesindeki asayişsizlik olayları, Mustafa Kemâl Paşa’nın Samsun’dan gönderdiği 25 Mayıs 1919 tarihli raporda da teyit edilmektedir. Bu raporda özetle şu görüşlere yer verilmiştir: 7

“Seferberliğin başlangıcında liva dahilinde, özellikle asker kaçaklarından ve Müslüman, Rum, Ermeni gibi unsurlardan ayrı ayrı oluşan birtakım çeteler, adi hırsızlıkla ara sıra da öldürmelerle meşgul olmuşlar, Rum ve Ermeni sürgünü esnasında bu unsurlardan ortaya çıkan bazı çeteler ise, siyasî bir hüviyet kazanmıştır. Rusların istilâsı başlayınca, memleket içinde karışıklık meydana getirmek için bunlar, Ruslar tarafından da teşvik ve denizden desteklenmişlerdir.

Rusların yenilgisinden ateşkese varıncaya kadar olaylar ve eşkıyalık devam etmiştir.

Bugün liva dahilinde Ünye çevresinde bir iki Ermeni çetesinden başka Ermeni çeteleri yok denecek kadar az ve faaliyetleri hissedilmeyecek derecede etkisizdir.

Ateşkesten sonra bütün Rumlar, Yunanlılık millî emelleri ile her tarafta şımardıkları gibi, bu bölgede de Pontus hükümetinin kurulması gibi bir safsata etrafında toplanmış ve bütün Rum çeteleri düzenli bir program altında tamamen siyasî bir hüviyet kazanmışlardır.

Liva dahilinde ezici bir çoğunluğu teşkil eden Müslümanlar da ürkek bir vaziyette, mal ve geleceklerinin hukukundan, kötü olaylar karşısında kırılmaktan endişe duyuyorlar. Buraya geldiğimi haber alan köylüler, bizzat gözyaşları içinde başvurarak durumlarını arzetmekte ve bunlardan bazıları kendilerine saldıran Rum eşkıya reislerinin isimlerini söylemekten kaçınmaktadırlar. Bu durumun gerektirdiği bütün tedbirlere başvurulmuştur.”

5 Haziran 1919 tarihinde Havza’dan gönderdiği ikinci raporunda ise, özellikle Amasya çevresindeki Rum faaliyetleri hakkında bilgi veriyor: 8

“Rumlar nisbetsiz derecedeki azınlıklarına rağmen Sivas Vilâyetinin Amasya ve Tokat sancaklarında da aynı Canik livasında olduğu gibi çetecilik ve siyasî amaçlı örgütler kurup faaliyet gösteriyorlar. Bugün özellikle Canik’le sınır olması sebebiyle Amasya livası sınırları içinde yirmibir Rum çetesi görülmektedir. Bunların liderleri, faaliyet gösterdikleri yerler ve çıkardıkları en son olaylar kayıtlara geçmiştir. Tokat livasında da dikkat çekici olmak üzere ve yine Canik livası hududunda, Amasya’nın Lâdik ilçesi doğusunda Erbaa ilçesinde, kısmen de Niksar’da avenesi kuvvetli beş Rum çetesi vardır.

Hristiyan azınlıkları şımartıp, çılgınca hareketlere yönelten Rum ve Ermeni kundakçıları, güvenliği yabancılara karşı bozuk göstermek için işgal ve müdahaleyi davet etmek, özellikle yabancı subayların bulunduğu yerlerde hükümetle hiç temas etmeyerek doğruca yabancılara müracaat etmek suretiyle Müslümanlar aleyhine olaylar çıkartılması gibi tutum ve davranışlarını sürdürüyorlar.” 9

Mustafa Kemâl Paşa’nın bir taraftan ülke bütünlüğünün sağlanması yolunda millî cemiyetlerle diyalog kurduğu, diğer taraftan Karadeniz bölgesindeki asayişsizlik durumuna çareler aradığı bir sırada İstanbul’da birbiri peşi sıra gelen hükümetlerle siyasal istikrar bozulmuş ve hükümet üzerindeki İngiliz baskısı iyice artmıştı. Bu baskının bir sonucu olarak İngilizlerin isteği ile 8 Haziran 1919 tarihinde Mustafa Kemâl Paşa, İstanbul’a geri çağrılmıştır. 10

Ancak Mustafa Kemâl Paşa’nın İstanbul’a dönmek gibi bir niyeti yoktur. Nitekim o günleri Nutuk’ta şöyle anlatıyor: “ “Anadolu’ya geceli bir ay olmuştu. Bu süre içinde bütün ordu birlikleriyle temas ve bağlantı sağlanmış; millet mümkün olduğu kadar aydınlatılarak dikkatli ve uyanık bir duruma getirilmiş, millî teşkilât kurma düşüncesi yayılmaya başlamıştı. Genel durumu artık bir komutan ile yürütüp yönetmeye devam imkânı kalmamıştı. Yapılan geri çağırma emrine uymamış ve onu yerine getirmemiş olmakla birlikte, millî teşkilât ve hazırlıkların yönetimine devam etmekte olduğuma göre, âsî duruma geçmiş olduğuma şüphe edilemezdi. Bundan başka ve özellikle girişmeye karar verdiğim teşebbüs ve faaliyetlerin köklü ve şiddetli olacağını tahmin güç değildi. O halde, yapılacak teşebbüs ve faaliyetlerin bir an önce şahsî olmak niteliğinden çıkartılması, mutlaka bütün bir milletin birlik ve dayanışmasını sağlayacak ve temsil edecek bir hey’et adına olması gerekli idi.11

Konuyu siyaset bilimi açısından değerlendiren Prof. Dr. Sina Aksin, şu yorumu yapıyor: “Mustafa Kemâl’in İstanbul’a çağrılması, O’nun Anadolu’daki durumunu etkilemiştir. En azından elindeki geniş yetkileri artık eskiden olduğu gibi kullanamayacaktır. Bunun için Anadolu’da giriştiği teşebbüs ve faaliyetleri, tamamen kendi insiyatifinde olan kişisel faaliyetler olmaktan çıkartıp, bütün bir milletin birlik ve dayanışmasını sağlayacak ve temsil edecek bir hey’etin ortaya çıkması, kendisinin de bu hareketin önderi olması gereği ortaya çıkmıştır. Bu, Erzurum ve Sivas Kongreleri’nde elde edilecektir. Ancak kongrelere kadar komutan arkadaşlarının da bu statüyü kabul etmeleri gerekliydi. Amasya toplantısı ve kararları bunu sağlayacaktır. 12

10 Haziran 1919 tarihinde Havza’da yayınladığı bir tamimle Mustafa Kemâl Paşa. Üçüncü Odu Müfettişiiği’ndenl3 ulusal önderliğe geçişin hazırlıklarına başlamıştır. Bu tamime göre, bazı yerlerdeki Müdafaa-i Hukuk, Redd-i İlhak Cemiyetleri gönderdikleri telgraflarda, milletin hukuku ve istiklâlini müdafaa gayesiyle kendisinin girişimlerde bulunmasını istemişlerdir. Buna karşılık Mustafa Kemâl, millî emeller uğrunda milletle beraber sonuna kadar çalışacağına mukaddesatı adına söz verdiğini bildirmiştir. Böylece Mustafa Kemâl Paşa, millî mücadelenin önderliğine aday olmuş oluyordu.14

Mustafa Kemâl Paşa ve beraberindekiler, Havza’da bu tamimi yayınladıktan sonra 12 Haziran 1919 günü Amasya’ya geçmişlerdir.15

Mustafa Kemâl Paşa ve beraberindekiler, Amasya’da coşkulu bir kalabalık tarafından karşılanmışlardır. Karşılamada şehrin önde gelen kişileri hazır bulunmuşlardır: 16

Hacı Hafız Tevfik Efendi (Müftü, İl Genel Meclisi Üyesi),

Abdurrahman Kâmil Efendi (Vaiz),

Topçuzade Mustafa Bey (Belediye Başkanı),

Hoca Burhaneddin Efendi,

Şeyh Cemaleddin Efendi,

Harputîzade Hasan Efendi,

Ali Efendi (Eytam Müdürü),

Hacımahmutzade Mehmet Efendi,

Miralayzade Hamdi Efendi,

Kofzade Hafız Mustafa Efendi,

Şirinzade Mahmut Efendi,

Melekzade Süleyman Efendi,

Kahvecizade Mehmet Efendi,

Veysibeyzade Sıtkı Bey,

Seyfizade Ragıp Efendi,

Arpcızade Hürrem Bey,

Topçuzade Hilmi Bey,

Yumukzade Hamdi Efendi,

İsmail Hakkı Paşa,

Yörgüçzade Rasim Efendi,

Lütfi Bey,

Komiser İsmail Bey,

Komiser Muavini Osman Efendi,

Abdurrahman Rahmi Efendi (Telgraf Memuru)

O günkü coşkuyu ve heyecanı yaşamış olan Vaiz Abdurrahman Kâmil Efendi’nin torunu Nafiz YETKİN, hatıralarında karşılama törenini şu şekilde anlatıyor: 17

“Mustafa Kemâl Paşa Amasya’ya geldiği zaman, ben 12 yaşında Amasya Mekteb-i Sultanî, İbtidaî beşinci sınıfta idim. Babam Mekteb-i Sultanîde yabancı dil, Arapça, Farsça ve din dersleri öğretmeni idi. Çok iyi hatırlıyorum, okulda Mustafa Kemâl Paşa askerleri teftişe gelecekmiş.

O’nu karşılamaya gideceğiz diye konuşmalar oluyordu. Öğretmenlerde bir telâş var, biz yaşımız icabı olsa gerek bu teftişten bir şey anlamıyoruz. Nihayet 12 Haziran Perşembe günü sabahı temiz elbiselerimizi giyerek okula geldik. Öğretmenler bizi gözden geçirdikten sonra sıraya dizdiler. Amasya’nın Samsun tarafından gelen yolun üst kısmında bulunan Cülus tepe denilen yere getirdiler. Bir düdük sesi ile dur ve rahat emri verdiler. Bizleri çimlerin üzerine oturttular. Cülus tepenin daha ilerisinde bulunan Gezirlik mevkiinde yayalar ve daha ileri ve Boğaz mevkiinde atlı arabası olan kişiler Mustafa Kemâl Paşa’yı karşılamak üzere gitmişlerdi.

Biz Cülus tepede bizi bekleyen bir nöbetçi öğretmen ile kaldık. Diğer öğretmenler daha ileri gitmişlerdi. Akşam yaklaşıyor, biz halâ bekliyorduk. Şu heyecanlı ânı hiç unutamam. Amasyalı Ziya Efendi adında bir jandarma çavuşu vardı. Atını koşturarak bulunduğumuz yere geldi. Mustafa Kemâl Paşa’nın geldiğini bildirdi. Biz çılgınca alkış tutturduk. Tutturduk ama haberi geldi, Mustafa Kemâl Paşa gelmedi. Öğretmenlerimiz soluk soluğa koşarak yanımıza geldiler. Hemen bir düdük sesi ile bizleri bir araya toplayıp yolun kenarına getirerek, muntazam bir şekilde dizdiler.

Hava kararmaya başladı. Orada bulunan fenerleri yakılmış, önlerinde siyah kalpaklı, yakası açık, cepleri üzerinden ceketli, çizmeli, mahmuzları pırıl pırıl parlayan dizden yukarısı geniş pantolonlu, sert adımlar atan kahramanın yanında bulunan arkadaşları ile birlikte geldiğini gördük. Arkasında atlı, arabalı, yaya yürüyen karşılayıcılarla birlikte önümüze kadar geldi durdu. Etrafa bakmıyordu, halk kaynaştı, etrafında toplandı. Paşa hiç konuşmuyor, keskin bakışlarla etrafa göz gezdiriyordu. Mustafa Kemâl Paşa, etrafı süzdükten sonra, Merhaba Amasyalılar! dedi. Halkla birlikte biz de Çok yaşa Paşam! diye karşılık verdik.

Karşılıklı tanışma merasiminden sonra Mustafa Kemâl Paşa otomobiline bindi, kalabalık halkın büyük tezahüratı ile birlikte yavaş yavaş şehrin merkezine doğru hareket etti. Kuş Köprü (Künç Köprü)’ye kadar gelindiği zaman, köprünün girişinde, ikinci bir kalabalık ahalinin sevgi gösterileriyle karşılaştılar. Bu sevgi gösterisi karşısında, Paşa otomobilinden indi, Merhaba Amasyalılar! dedi. Artık Amasyalılarla tek yürek olunmuştu. Dilek ve istekleri dinlemeye başladı. Hem yürüyor, hem dinliyordu. Bu yürüyüş Hükümet Konağı’nın önünde noktalandı.”

Mustafa Kemâl Paşa, Amasya’ya geldiği gün hükümet konağında misafir edilmiştir. Daha sonra Amasya’da kaldıkları sürece 5. Kafkas Tümeninin karargâhı olan Saraydüzü Kışlası’nda ikamet etmişler ve Amasya Tamimi de bu binadan bütün yurda duyurulmuştur. 18

Amasya’ya gelir gelmez Mustafa Kemâl Paşa’nın ilgilendiği ilk konu, Amasya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kuruluşu hakkında vatandaşları aydınlatmak ve şehrin ileri gelenlerini bu konuda teşvik etmek olmuştur. İlk olarak bu konu ile ilgilenmenin önemli gerekçeleri vardır. Çünkü halkın cemiyetler halinde teşkilâtlanarak kendi haklarını savunmaya başlaması, millî mücadelenin en önemli temellerinden birisini oluşturmaktadır. Bu şekilde halk, kendi kaderine sahip çıkarak geleceğini de tayin etmek istemektedir. Çünkü oturdukları topraklar için İstanbul’daki hükümet tarafından, kendi isteklerine aykırı çözüm yoluna gidileceği şüphesi belirmiştir. İşte bu sebeple halk, cemiyetler kurarak kongreler tertipleyerek bu tür çözümlere izin vermeyeceğini İstanbul’a ve dünyaya açıklayabiliyordu. 19 Bu yapı, millet hakimiyeti fikrinin temelini teşkil ettiği gibi, Amasya Tamiminin de ana fikrini teşkil etmektedir. Bu hususu dikkate alan Mustafa Kemâl Paşa, kendisini dinleyenlere şunları söylemiştir: 20

Memleketin her tarafında ateşli çalışmalar başladı. Türk vatanseverlerinin gayretleriyle batı memleketlerinde millî cepheler kuruldu. Güneyde Fransızlarla elbirliği yapan Ermenilere karşı saldırmaya başladılar. Amasyalılar ne duruyorsunuz? Burada da mutlaka her türlü haklarımızı korumak üzere Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurmalıyız.

Amasyalılar, Mustafa Kemâl Paşa’nın bu isteğini yerine getirmek üzere çalışmalara başlamışlardır. Müftü Tevfik Efendi’nin başkanlığında şehrin ileri gelenleri, cemiyetin kurulabilmesi için kendi aralarında bir toplantı yaptıktan sonra nüfuzlu aileler tek tek ziyaret edilerek konu hakkında bilgi verilmiştir. 14 Haziran 1919’da Atik-i Âli mektebinde genel bir toplantı yapılmıştır. Toplantı devam ederken Mustafa Kemâl Paşa ve arkadaşları da toplantının yapıldığı yere gelmişlerdir. Mustafa Kemâl Paşa burada bu cemiyeti kuranların ülkeye ve millete faydalı hizmetler yapacaklarına olan inancını ifade ederek Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin çalışma şeklini izah etmiştir. Bundan sonra cemiyet üyelerinin ve başkanının seçimi gerçekleştirilerek Amasya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kuruluşu tamamlanmıştır.

Müftü Tevfik Efendi’nin başkanlığında kurulan cemiyette şu üyelerin görev aldıkları tesbit edilmiştir: 21 Abdurrahman Kâmil Efendi, Hoca Bahaeddin Efendi, Şeyh Cemaleddin Efendi, Harputîzade Hasan Efendi, Topçuzade Mustafa Bey (Belediye Başkanı), Eytam Müdürü Ali Efendi, Topçuzade Hilmi Efendi, Hacımahmutzade Mehmet Efendi, Miralayzade Hamdi Bey, Kofzade Mustafa Efendi, Şirinzade Mahmut Efendi, Melekzade Süleyman Efendi, Veysibeyzade Sıtkı Bey, Seyfizade Ragıp Efendi, Yumukosmanzade Hamdi Efendi ve Arpacızade Hürrem Efendi.

Ülkenin her tarafında, herhangi bir aksaklık ortaya çıkması halinde olaylardan haberdar olabilmek ve kurulması plânlanan cemiyetlerden hangilerinin kurulmuş olduğunu veya daha önce kurulmuş cemiyetlerden halen çalışmalarına devam edenler olup olmadığını öğrenmek için daha Havza’da iken Anadolu’nun her yerine telgraflar çekilmiştir. 8 Haziran 1919’da Diyarbakır Valiliği’nden Kürt Cemiyeti hakkında bilgi veren bir telgraf alınmıştır. Bu telgrafta Diyarbakır’daki Kürt Kulübü’nün İngilizlerin teşvikiyle bir Kürdistan kurulması amacını izlediği ve dernekler kanununa uymadığı için kapatıldığı bildirilmiştir. 22 Bunun üzerine 15 Haziran 1919 tarihinde Mustafa Kemâl Paşa, Amasya’dan Diyarbakır Valiliği’ne konu ile ilgili olarak şu telgrafı çektirmiştir:23

“Bütün memleketin varlığını ve bağımsızlığını kurtarmak için birleştiği şu tarihî günlerde, bir yabancı milletin himayesine sığınarak aşağılık ve tutsak yaşamayı yeğ tutan her türlü görüşün, memleketi ayrılıklara düşürecek her türlü derneğin dağıtılması pek vatanî ve gerekli bir görev olmakla Kürt Kulübü hakkındaki hareket tarzınız acizlerince de pek uygun görülmüştür. Şu kadar ki, İtilâf Devletlerinin hak zedeleyici tutumları sonucu İzmir’in Yunanlılar’a işgal ettirilmesi etkisiyle ülkenin en ücra köşesinde bile doğan büyük pişmanlık her türlü siyasal ihtiraslar ve çıkardığı amaçlardan temiz olmak üzere Müdafaa-i Hukuk u Milliye ve Redd-i İlhak Cemiyetlerini doğurmuş ve bu cemiyetlere hangi siyasi zümreye bağlı olursa olsun, her Türk, her Müslüman katılmış ve millî vicdanın eylemli olarak gösterilmesi bütün cihana bu suretle duyurulmuştur. Bu nedenle Diyarbakır ve bağlı yerlerinde Müdafaa-i Hukuk u Milliye ve Redd-i İlhak Cemiyetlerinin oluşmasına ve kurulmasına yardımcı olunmasını önemle salık veririm. Ve Kürt Kulübünün üyeleriyle bugünki aciz telgraf yazım çerçevesinde görüşülerek uzlaşmak uygundur efendim.”

Bu telgraftan Mustafa Kemâl Paşa’nın ülkenin her yerinde millî cemiyetlerin kurulmasına ne kadar önem verdiği ve buna bağlı olarak bu cemiyetlerin millî mücadele açısından yüklendikleri fonksiyon bir kere daha anlaşılmaktadır.

15 Haziran 1919 günü Mustafa Kemâl Paşa’nın ilgilendiği diğer bir konu da Birinci Dünya Savaşı sırasında Halep’te görevli iken tanışmış olduğu Irak aşiret reislerinden Acemi (Uceymi) Sadun Paşa’ya bir mektup göndererek, kutsal hilâfet makamı etrafında toplanmanın gerekliliği hakkındaki görüşlerini ifade etmek olmuştur.24

18 Haziran 1919 günü Edirne’de I. Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Bey’e çekilen telgraf adeta Amasya Tamiminin sinyallerini vermektedir. Diyarbakır Valiliği’nden sonra Edirne’deki kolordu komutanlığı ile temasa geçilmiş olması, doğusu ve batısıyla ülke bütünlüğünün gözetilmiş olduğu hususunu ispat etmektedir. Cafer Tayyar Bey’e gönderilen telgrafın içeriği şöyledir: 25

“Millî istiklâlimizi boğan ve ülkemizin bölünmesini hazırlayan İtilâf devletlerinin çalışmaları ve merkezî hükümetin çaresiz durumu bilinmektedir. Milletin geleceğini bu şekildeki bir hükümete teslim etmek, yıkılmaya boyun eğmek demektir. Bütün Anadolu halkı, millî istiklâli kurtarmak için baştan aşağı tekvücut bir hale getirilmiş ve bütün komutanlar ve arkadaşlarımız yüksek bir özveri ile ortak bir karar etrafında toplanmışlardır.

Vali ve mutasarrıfların hemen tamamı da bu halka etrafına alınmıştır. Bu yüce hedef için Müdafaa-i Hukuk u Milliye ve Redd-i İlhak Cemiyetleri yaygınlaştırılmıştır. Anadolu’daki örgütlenme kaza ve nahiyelere kadar genişletiliyor. İngiliz himayesinde bağımsız bir Kürdistan teşkili hakkındaki İngiliz propagandası ve bunun taraftarları da bertaraf edildi. Kürtler de Türklerle birleşti.

Trakya Cemiyeti ve Edirne Vilâyeti Müdafaa-i Hukuk u Milliye Cemiyeti ile de elele vermek ve bütün Anadolu ve Trakya Müdafaa-i Hukuk u Milliye ve Redd-i İlhak Cemiyetlerini birleştirmek ve Anadolu ve Rumeli’deki bütün vilâyetlerin temsilcilerinden oluşacak kuvvetli bir merkez kurulu oluşturulması kararlaştırılmıştır. Bu kurulun İstanbul’un denetiminden ve yabancı devletlerin baskı ve denetiminden tamamıyle kurtulması ve milletin gür sesini dünyaya duyuracak şekilde Anadolu’nun merkezinde ve en uygun olarak Sivas’ta toplanması uygun görülmüştür. Gerekirse İstanbul’da olağanüstü yetkilere sahip olmamak üzere bir temsil hey’eti bulundurulabilir. Ben İstanbul’da iken Trakya Cemiyeti üyeleriyle fikir alışverişinde bulunmuştum. Şimdi zamanı geldi, gerekirse gizlice görüşerek derhal örgütlenmelerde bulunulmasını ve buraya kıymetli bir iki kişinin üye olarak ve kimliklerini gizleyerek Samsun veya demiryolu üzerinden yola çıkarılmasını ve onlar gelinceye kadar da Edirne ilinin vekil ve koruyucusu olmak üzere Anadolu’da beni temsil ettiklerine dair bir belgenin imzanızla ve şifreli telgrafla bildirilmesini rica ederim.

Bu istiklâl amacı sağlanıncaya kadar tamamıyle milletle birlikte özveri ile çalışacağıma mukaddesatını üzerine yemin ve bunu gördüğüm millî arzu üzerine her tarafa bildiririm. Artık benim için Anadolu’dan hiçbir yere gitmemek kesindir. Bu karar bütün arkadaşlarımızın karar ve görüşlerine dayanmaktadır. Gözlerinizden öperim. Telgrafın ulaştığının bildirilmesini bekliyorum.”

Cafer Tayyar Bey’e gönderilen bu telgraf metninin dikkat çeken bir yönü, Sivas’ta millî bir kongre toplanması kararının ilk defa dile getirilmiş olmasıdır. Diğer bir dikkat çekici husus, Trakya bölgesinin de ülke bütünlüğünden ayrı düşünülemeyeceğini bir defa daha teyit etmesidir. Çünkü mütareke döneminde Edirne’de kumları Trakya Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin hedeflerinden biri, eğer İstanbul’daki hükümet, özellikle doğu Trakya bölgesini koruyamazsa buradaki Türk varlığını korumak üzere geçici bir hükümet kurma düşüncesi idi. 26 Ancak bu belge ile, Trakya halkına da gereken güvence verilmiş, oraların da ülke bütünlüğü içerisinde düşünüldüğü mesajı ciddî bir şekilde ulaştırılmıştır.

19 Haziran 1919 tarihinde Hüseyin Rauf Bey ile Ali Fuat Paşa,

Amasya’ya gelmişlerdir. Hüseyin Rauf Bey, İstanbul’dan Bandırma’ya geçmiş, önceden Mustafa Kemâl Paşa ile verdikleri karar gereği İzmir cephesine yakın olan bölgeleri dolaşmıştır. Balıkesir, Manisa, Alaşehir havalisini dolaşarak Afyonkarahisar’a uğramış ve oradan da Ankara’ya Ali Fuat Paşa’nın yanına gelmiştir. Yaptığı temaslar ve topladığı bilgilerden istifade edilmiştir. Amasya’daki karşılama anını Ali Fuat Paşa, hatıralarında şöyle anlatıyor: 27

“Başta Mustafa Kemâl Paşa olmak üzere Amasyahlar’ın candan tezahüratı ile karşılandık. Tören cidden parlaktı. Bizi karşılamaya hemen hemen kasabanın bütün halkı çıkmıştı. Arabalardan indiğimiz zaman Paşa,

- Sizleri zahmete soktuk, fakat buluşmamız çok iyi oldu, dedi. Hepimizin ellerini hararetle sıktı.”

20 Haziran 1919 Cuma günü Mustafa Kemâl Paşa’nın teşviki ile Amasya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti tarafından, yaklaşık 30.000 kişinin katıldığı büyük bir miting yapılmıştır. Mitingin Cuma günü yapılması, köylerden gelen halkın da katılımına imkân vermiştir. Mitingde konuşan Mustafa Kemâl Paşa. Türk milletinin geleceği ile ilgili aşamaları birer birer açıklayarak, bir millî silkinme ile geçirilen felâketlerin mutlu bir sonuca ulaşabileceğini ifade etmiştir. 28

22 Haziran 1919 günü, artık tarihî bir gündür. Ülkenin bütün bölgelerindeki işgal olayları, millî cemiyetlerin faaliyetleri, İstanbul’daki hükümetlerin tavırları, bölgenin güvenlik sorunu ve daha pek çok konu üzerinde çalışılarak bir durum değerlendirmesi yapılmış ve bazı kararlara varılmıştır. Türk tarihinde önemli bir yeri olan Amasya Tamimi, bugün açıklanmış ve bütün ülkeye duyurulmuştur. Amasya Tamimi’nin içeriği şöyledir: 29

1- Vatanın bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir. Merkezî hükümet, İtilâf Devletlerinin baskı ve kontrolü altında bulunduğundan üzerine aldığı sorumluluğun gereğini yerine getirememektedir. Bu durum, milletimizi yok olmuş gibi gösteriyor. Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. Milletin içinde bulunduğu durum ve şartların gereğini yerine getirmek ve haklarını gür bir sesle cihana duyurmak için her türlü baskı ve kontrolden uzak millî bir hey’etin varlığı zorunludur. Bunun için her taraftan gelen teklif ve millî istek üzerine Anadolu’nun her bakımdan en güvenli yeri olan Sivas’ta millî bir kongrenin toplanması kararlaştırılmıştır. Bunun için bütün illerin her sancağından parti farkı dikkate alınmaksızın milletin güvenini kazanmış üç temsilcinin mümkün olan en kısa zamanda yetişmek üzere yola çıkarılması gerekmektedir. Her ihtimale karşı, bu iş, millî bir sır olarak tutulmalı, gösterişe meydan verilmemeli ve temsilciler, gerektiğinde yolculuklarını kendilerini tanıtmadan yapmalıdırlar.

2- Doğu illeri adına, 10 Temmuz’da Erzurum’da bir kongre toplanması kararlaştırılmıştır. Bu kongre için zikredilen illerin Müdafaa-i Hukuk u Milliye ve Redd-i İlhak Cemiyetlerinden seçilmiş üyeler Erzurum’a doğru yola çıkmışlardır. 0 tarihe kadar öteki il temsilcileri de Sivas’a gelebilirlerse, Erzurum Kongresinin üyeleri de Sivas genel kongresine katılmak üzere Sivas’a hareket edeceklerdir.

3- Bu maddelere göre temsilcilerin Müdafaa-i Hukuk u Milliye Cemiyetleri, belediye başkanlıkları ve diğer usullerle seçimi ve hareketleri ve isimlerinin bildirilmesini rica ederim.

4- Bu mutabakatın uygulanmasına Üçüncü Ordu Müfettişi Mustafa Kemâl Paşa, Eski Bahriye Nazırı Hüseyin Rauf Bey, 15. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa, 13. Kolordu Komutan Vekili Albay Cevdet. 3. Kolordu Komutanı Albay Refet Bey, Canik Mutasarrıfı Hamit Bey, İkinci Ordu Müfettişi Cemâl Paşa, 12. Kolordu Komutanı Albay Selâhattin Bey, 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa, Bursa’da 17. Kolordu Komutanı Albay Bekir Sami Bey, Edirne’de Kolordu Komutanı Albay Tayyar Cafer Bey ve diğer bazı idarî ve askerî kişiler tarafından çalışılacaktır. Bundan başka eski Sadrazam Ahmet İzzet Paşa, Bayındırlık Bakanı Ferit Bey, Ayan üyelerinden Ahmet Rıza Bey gibi kişilerin fikir ve görüşü alınacaktır.

5- Redd-i İlhak ve Müdafaa-i Hukuk u Milliye Cemiyetlerinin verecekleri telgrafların çekilmeyeceği Posta ve Telgraf Genel Müdürlüğü tarafından bildirilmiştir. Bu husus kesinlikle reddedilerek haberleşmenin derhal sağlanması için tezahüratta bulunulacak, haberleşme sağlanıncaya kadar devam edilecektir.

6- Askerî ve millî örgütlenme hiçbir surette ilga edilmeyecektir. Komuta hiçbir surette ve hiçbir kimseye terk edilmeyecektir. Ülkenin herhangi bir bölgesinde meydana gelecek düşman işgali, bütün orduyu ilgilendirecek ve ortaya çıkacak duruma göre ülkenin savunması hep birlikte yapılacaktır. Bu sebeple komutanlar, derhal birbirlerini haberdar edeceklerdir. Silâh ve mühimmat kesinlikle elden çıkarılmayacaktır.

Bu kararların altında Mustafa Kemâl Paşa, Ali Fuat Paşa, Hüseyin Rauf Bey. Albay Refet Bey ile Üçüncü Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanı Albay Kâzım, kurmay hey’etinden tebliğ işleriyle görevli memur Hüsrev Bey. askerî makamlara şifreleyen yaver Muzaffer Bey ve sivil makamlara şifreleyen bir memurun imzaları bulunmaktadır. 30

Amasya Tamimi’nin tarihî, hukukî, sosyolojik ve diğer açılardan yorumlanmasını biraz sonraya bırakarak, bu belgenin altında imzası bulunanların değerlendirmelerini görelim:

Amasya Tamimi hakkında imza sahiplerinden Ali Fuat Paşa’nın değerlendirmesi şöyledir: Ali Fuat Paşa, Amasya kararlarının kıymetini ifade ederken, kişisel ve bölgesel girişimler birleştirilmiş, bütün milletin, istiklâl ve vatanın uğradığı tehlike etrafında bütünleşmiş olduğu gerek dışarıya gerekse içeriye gösterilmiştir dedikten sonra, Mukaddes İttifak adını verdiği bu kararların toplayıcı bir ruh taşıdığını ifade ederek, bunun başlıca etkeninin Mustafa Kemâl Paşa olduğunu söylemektedir. 31

Hüseyin Rauf Bey ise, bu kararlan, daha İstanbul’da iken Mustafa Kemâl Paşa ile yaptıkları görüşmelerde, üzerinde ittifak ettikleri esasları kapsadığı şeklinde yorumlamıştır.32

Yine Ali Fuat Paşa’nın hatıralarında Kâzım Karabekir Paşa’nın, Amasya kararları ile ilgili olarak, Mustafa Kemâl Paşa da aynı şekilde Kâzım Karabekir Paşa ile muhabere etmiş, O’nun da muvafakat reyini almıştı diyor.33 Ancak Amasya’da alınan kararların 23 Haziran 1919 tarihinde bir şifre ile Kâzım Karabekir Paşa’ya bildirilmesi üzerine, Kâzım Karabekir Paşa, Ben bu şifreye uzun cevabı uygun bulmadım. 17 Haziran tarihli düşüncelerimin iyi karşılanmasını yeterli gördüm şeklinde karşılık vermiştir. Bu sözlerden Kâzım Karabekir Paşa’nın Amasya kararlarının açıklanmasını tam olarak tasvip ettiği izlenimini almak bir hayli zor görülüyor. Çünkü 17 Haziran 1919 tarihli telgrafında Kâzım Karabekir Paşa, vaktinden evvel yapılacak bir hareketin sakıncalarından bahsetmektedir. 34 Dolayısıyle kararlara iştirak etmekle birlikte zamanlama olarak uygun bulmadığı söylenebilir.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Atatürk'ün Ölümündeki Sis Perdesi ve Gerçek Ölümü! Kemal_ Mustafa Kemal Ataturk Köşesi 0 03-19-2012 02:43 PM
Atatürk'ün Sosyal Bilimlerin gelişmesine yönelik faaliyetleri nelerdir Maganda Mustafa Kemal Ataturk Köşesi 1 04-23-2011 06:15 PM
Mustafa Kemal Atatürk'ün son günleri ve ölümü Maganda Mustafa Kemal Ataturk Köşesi 1 04-23-2011 06:01 PM
Atatürk'ün Sağlık Takvimi mkt Mustafa Kemal Ataturk Köşesi 0 04-02-2011 08:29 PM
Amasya Tamimi ve Atatürk'ün Amasya'daki Faaliyetleri =2 mkt Mustafa Kemal Ataturk Köşesi 0 04-02-2011 06:46 PM


Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 12:15 PM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.10
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.