Forum Geliyoo  

Go Back   Forum Geliyoo > >

Hukuk Makaleleri Hukuk Makaleleri

Cevapla
 
Seçenekler
  #1  
Alt 04-02-2011
HolyBomb
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart ABD ve İnsan Hakları

GİRİŞ Batı ve özellikle ABD insan hakları konusunda, demokrasi konusunda oldukça hassas olmuştur. İnsan haklarının dünyadaki tek korumacısı, tek öğreticisi, duayeni hep ABD olagelmiştir. En azından bunu, ABD açıklama ve uygulamalarıyla göstermek istemiş tüm dünyaya insan haklarını ve demokrasiyi yerleştirmek istemiştir. Ancak demokrasi veya insan hakları götürdüğü bölgeleri, bölge halkına cehennem etmiştir. İnsan haklarını koruma maksadındayken insanlık dramını ortaya çıkarmıştır. Dünyaya demokrasi öğreten ABD yine kendini unutmuş olacak daha düne kadar kendi ülke vatandaşlarını zenci oldukları sebebiyle demokrasiden muaf bırakıyordu. Kendi anayasalarını insan hakları beyannamelerini hiçe sayarak zencileri insanlıktan soyutlamışlardı. Hiçbir devlet ya da uluslararası örgütün ABD içinde denetim yapamayacağını savunan Washington’a göre bunun nedeni açık ve anlaşılabilirdir: Çünkü dünyanın en demokratik ve insan haklarına en saygılı devleti ABD’dir. Hal böyle olunca ABD’yi bu açılardan denetlemek ya da yargılamak hiçbir devletin ya da örgütün yetkisinde olamaz. Böylece ABD adı geçen ilkeleri gerekçe göstererek diğer devletlerin iç işlerine, onları işgal edebilecek kadar karışabilirken, diğer ülkelerin kendi hakkındaki eleştirilerini dinlemeye dahi değer bulmamıştır.



ABD Tarihine Genel Bakış ve İnsan Hakları İrdelemesi Amerika’nın tarihine ve orada bir halk devlet kavramlarının oluşum sürecini incelemekte fayda olduğunu düşünüyorum. Geçmişi 20 bin yıl öncesine kadar uzanan ilk Amerikan göçmenleri, kıtalararası gezginlerdi. Hayvan sürülerinin peşine düşen avcılar ve onların aileleri, bugün Bering Boğazı olan geçidi aşarak Asya’dan Amerika’ya ulaştılar. İspanya’dan gelen Christopher Columbus, 1492 yılında Yeni Dünya’yı keşfettiğinde, bugün Birleşik Devletler adıyla bilinen bölgede 1,5 milyon Amerikan yerlisi yaşamaktaydı. Ancak bu rakam konusundaki tahminler çok çeşitlidir. Columbus, Bahama Adaları’nda San Salvador’da karaya çıktı. Ama burayı Hindistan sandığı için bölgeye Indies adını verdi. (Amerikan Yerlileri’ni de Hintliler anlamına gelen Indians –Kızılderililer- olarak adlandırdı.) Bunu izleyen 200 yıl içinde çeşitli Avrupa ülkelerinden pek çok kişi, Columbus’un ardından Atlantik Okyanusu’nu aşarak Amerika’yı keşfe geldi. Ticaret merkezleri ve koloniler kurdular. Bu insan akını nedeniyle, Amerikan yerlileri büyük acılar yaşadı. Baskı, savaş ve antlaşmalar sonucunda, ülke toprakları, Kızılderililerden Avrupalılara, ardından da Amerikalıların eline geçti. Yeni gelenler batıya ilerledikçe, yerliler sürekli onlara yer açtılar. 19. yüzyılda hükümet, Yerli “sorunu”nu çözmek için bir yol buldu. Kabileler, belli bölgelerde ve “rezervasyon” adı verilen topraklarda yaşamaya zorlanacaktı. Bazı kabileler, yaşadıkları toprakları vermemek için mücadele etti. Çünkü rezervasyon bölgesindeki topraklar verimli değildi ve yerliler hükümet desteğine bağımlı olmak zorunda kalacaktı. Yoksulluk ve işsizlik, Amerikan Yerlileri için bugün hâlâ süregelen bir sorundur. Toprak savaşlarının yanı sıra Amerikan Yerlileri, Eski Kıta’dan taşınan hastalıklarla da yüz yüze geldiler. Bu hastalıklara karşı bağışıklıkları bulunmadığı için ağır kayıplar verdiler. 1920 yılında sayıları 350,000’e kadar düştü. Bazı kabileler tümüyle yok oldu. Kızılderililerinse bugün sayıları 3 milyonu bulmuştur. Kuzey Amerika’ya gelen göçmen akınının arasında gönülsüz bir grup vardı. Bunlar, 1619 ile 1808 yılları arasında köle olarak getirilen Afrikalılardı. Köle getirmek 1808 yılında yasaklandı. Ama özellikle tarlada yoğun iş gücü gerektiren zirai bölgelerde yani Güney’de köle sahibi olma geleneği devam etti. Köleliğe son verme süreci 1861 Nisan’ında Kuzeyin özgür eyaletleriyle, köleliği sürdüren ve Birlik’ten ayrılan 11 Güney Eyaleti arasında İç Savaş patlak verdiğinde başladı. 1 Ocak, 1863’te savaşın ortalarına doğru, Başkan Abraham Lincoln, Köleliği Kaldırma Yasası’nı yayınladı. Ve Birlik’ten ayrılan eyaletlerde de köleliği sona erdirdi. Anayasa’nın 13. maddesinin kabulüyle kölelik, 1865 yılında tüm ülkede kaldırılmış oldu. Köleliğin sona ermesinden sonra bile Amerikan zencileri, ırk ayrımına ve eğitimde eşitsizliğe maruz kaldılar. Bunun üzerine siyah ırk, kendine yeni fırsatlar yaratabilmek için iç göçü başlattı. Güney’deki kırsal bölgelerden Kuzey’deki şehirlere geldiler. Ama şehirdeki zencilerin çoğu iş bulamadı. Yasalar ve adetler gereği beyazlardan ayrı bölgelerde, “Geto” adı verilen bakımsız kenar mahallelerde yaşamak zorunda kaldılar. 1950’li yılların sonunda ve 1960’ların başında Afrika kökenli Amerikalılar, ırk ayrımına son verilmesi ve yasalar önünde eşit olmak için Dr Martin Luther King’in öncülüğünde, şiddet içermeyen gösteri ve boykot eylemleri başlattılar. Bu eylemler, her tür ırka mensup 200,000’den fazla kişinin, Washington D.C.’de, Lincoln Anıtı önünde toplandığı 28 Ağustos 1963 günü doruğa ulaştı. King şöyle diyordu: “Benim hayalim şu. Bir gün, eski kölelerin ve köle sahiplerinin oğulları, Georgia’nın kızıl tepelerinde kardeşlik sofrasında birlikte oturacaklar. 4 küçük çocuğum, derilerinin rengiyle değil kişilik özellikleriyle değerlendirildikleri bir toplumda yaşayacaklar”. Bu tarihten kısa süre sonra Birleşik Devletler Kongresi, zencilere, oy hakkı veren, iş konusunda ayrımcılığı yasaklayan, eğitim ve toplum hizmetlerinden eşit şekilde yararlanmalarını sağlayan yasaları kabul etti. Amerikanın "yayılma politikası", 1898'lere kadar Amerikanın Batısına doğru ilerleme uğraşından başka bir şey değildi, fakat Amerikalılar bu hareketlerine de o dönemde ahlaki bir değer yüklemeyi başardılar. Kanılarınca onlar, Tanrı tarafından Kuzey Amerika'ya ilerleme ve demokrasi getirmek için seçilmiş kişilerdi. Amerikanın tarihi görevi veya ülkenin tarih içinde ortaya çıkan kaderi diye adlandırabileceğimiz, tamamen beyaz ırkın üstünlüğünü varsayan, politik ve emperyalist dozu çok fazla olan bu düşünce, ayni zamanda, Amerikan karakterini oluşturan kurucu öğelerden biridir ve Amerikalılar bunu “Manifest Destiny” diye adlandırırlar. Amerika’ya dışarıdan bakan insanlar için Manifest Destiny, Amerika'nın büyümesini ve yaptığı savaşları meşru kılma uğraşından başka türlü açıklanamaz. Bu bağlamda Amerikan yayılmacı politikası önce kendi ülkesinde batıya doğru, Amerikan yerlileri üzerine; sonra da Avrupa’dan başlayarak doğuya ve Ortadoğu’ya doğru şekillenmiştir. Eski ABD Başkanı George Washington veda konuşmasında Amerika’ya Avrupa işlerinden uzak durmasını tavsiye ederken, Monroe Doktrini (1823) de Avrupa'ya Amerika'nın işlerine karışmaması gerektiğini söylüyordu. I. Dünya Savaşı başladığında Amerika mevcut izolasyonizm politikasını bırakıp dünya meseleleriyle ilgilenmesi gerektiğinin (kamuoyunun etkisiyle) farkına varır. (1917) Savaşın bitimiyle Amerika yine kabuğuna çekilir ve II. Dünya Savaşına kadar izolasyonizm politikasını devam ettirir. II. Dünya Savaşı’nda tekrar dünya işlerine dönen ABD, Başkan Truman’la birlikte dünya politikalarına şekil vermek için dünyayı yönlendirmeye başladı. Dünya siyasetinde etkin olmak isteyen ABD, durumun meşruiyeti için de demokrasi ve insan haklarını öne sürüyordu. Bu bağlamda Başkan Wilson "ulusal gelişmemizi güven içinde ve kendi koyduğumuz kurallar içinde sağlamakta ısrarlıyız ve bunu dünyanın her yerindeki bağımsızlığın ve doğruluğun engebeli yollarında yürümeye çalışan insanlar için de hissediyoruz." derken aslında bundan sonra dünyanın herhangi bir yerindeki saldırının, Amerika'ya yapılmış bir saldırı olarak nitelendirileceğini bildiriyor ve Amerika'yı dünyanın jandarması haline sokup, ileride gerçekleştireceği eylemleri önceden meşrulaştırıyordu. Artık insan hakları konusu ABD’nin temel dış politikası olmuş ve insan hakları’nı koruma altına alma adına girdiği dünya işlerinde insan haklarını ihlal etmekten kendini alamaz duruma gelmiştir. Tabiatıyla da bu durumlar uluslararası kamuoyunun tepkisine yol açmış ve insan hakları bağlamındaki uluslararası örgütlerin uyarılarına neden olmuştur. Çalışmamızın buraya kadar olan kısmında ABD’nin kuruluşundan buyana insan hakları konusundaki uygulamaları ve hatalarını incelemiş bulunmaktayız. Bundan sonraki kısımlarda ise ABD’nin yakın tarihteki insan hakları ihlallerini ve ihlallere gösterilen tepkileri ortaya koymaya çalışacağız İnsan Hakları İhlalleri ve Tepkiler Afganistan olayları 11 Eylül sonrası Üsame bin Ladin’i ele geçirme operasyonları adına tüm ülkeyi talan etme çalışmalarına girişen ABD Afganistan’da Moskof mezalimini aratmayacak kıyımlar başlattı. ABD’nin 7 Ekim 2001 tarihinde hava operasyonuyla başlattığı ‘sınırsız özgürlük savaşı’, içinde büyük insan hakları ihlallerini ve hatta insani trajedileri barındırmaktadır. ABD ülkenin büyük bölümünü havadan bombalarken kara operasyonunu yürüten Kuzey İttifakı’na mensup güçler de Taliban ve ülkedeki yabancı savaşçılara karşı tamamıyla bir yok etme psikolojisiyle hareket etti. Yakalanan kişiler Cenevre Konvansiyonu’na aykırı olarak alçaltıcı muamelelere maruz bırakıldıktan sonra acımasızca öldürüldü. Afganistan’da Taliban yönetimini yıkmaya yönelik başlayan savaş, sayısız insan hakları ihlalleriyle doludur. Taliban’a karşı intikam hisleri özellikle kuzeydeki Kunduz kentinde zirveye çıkmıştı. “Kunduz’da Linç Furyası” diye geçen olaylarda Taliban milisleri hiçbir canlıya reva görülmeyecek türden işkencelerle öldürüldü. İttifak, Kunduz'da ev ev dolaşarak Taliban üyesi aramakta ve şüpheli kişileri hiçbir delil olmaksızın tutuklamaktaydı. Tutuklananların çoğunun akıbetinin ne olduğu hakkında ise kimsenin bir bilgisi yoktu. Bunun yanı sıra İttifak yetkilileri, o ana dek 5000 Afgan kökenli ve 750 yabancı savaşçının kendilerine teslim olduğunu, teslim olanların önemli kısmının ise Özbek General Raşid Dostum’un Mezar-ı Şerif'teki karargâhına götürüldüğünü belirtmişti. Kunduz’da yakalanan esirlerin Mezar-ı Şerif yakınlarındaki Cenk Kalesi’ne götürülürken yaşadıkları bununla da kalmadı. Cenk Kalesi 25 Kasım 2001’de konteynırlarda bulunan diğer tutukluların da son durağı olacaktı. İnsan hakları örgütlerini ayağa kaldıran olaylarda Cenk Kalesi’ne götürülen 480 tutukludan 400’ü ağır bombardıman sonucu kıstırıldıkları kalede öldürüldüler. Guantanamo İşkenceleri ABD, “terörle mücadele” bağlamında tutukladığı kişilerin uluslararası kabul görmüş haklarını reddetmeyi sürdürdü. Afganistan savaşı sırasında uluslararası insancıl hukuka rağmen binlerce kişi gözaltına alındı. 600´den fazla tutuklu Küba, Guantanamo Körfezindeki ABD donanma üssü Camp X-Ray´da, haklarında herhangi bir suçlama yapılmaksızın ya da yasal yardım almaksızın tutulmaya devam etti. ABD, bu kişileri savaş esiri olarak tanımayı reddetti ve uluslararası hukuk uyarınca sahip oldukları hakları vermedi. Camp X-Ray ve daha sonra Camp Delta´nın koşulları ciddi kaygıların doğmasına neden oldu. ABD güçleri Afganistan ya da açıklanmayan yerlerde yüzlerce kişiyi gözaltında tuttu. 11 Eylül 2001 saldırılarıyla ilgili soruşturmalar sırasında ABD´de gözaltına alınan 1,200 yabancı uyruklu kişi de -çoğunluğu Müslüman Arap veya Güney Asya kökenli erkek - uluslararası hukukun korumasından muaf tutuldu. Yılsonunda, ilk dalga sırasında gözaltına alınanların birçoğu sınır dışı edilmişti - bazıları işkence görme riski bulunan ülkelere - ya da serbest bırakılmış veya “terörizm” ile bağlantılı olmayan suçlarla suçlanmıştı Guantanamo Körfezindeki hapishanede yaşanan insan hakları skandalının sona ermesi için ABD’yi ikna etme çabalarını arttırmasını talep ediyor. Bu konuda şu şekilde bir açıklamada bulunmaktadır. Üç yıl boyunca Guantanamo hukuksuzluğun simgesi haline geldi. 1000 gündür süren gözaltılar hükümetin kendini hukukun üstünde görme çabalarının göstergesi oldu. Ve bu örnek, hepimizi tehlikeye sokan kötü bir örnektir. Başkan Bush yönetimi, Guantanamo’da uluslararası standartlara aykırı gözaltı koşulları ve sorgu teknikleri uygulamaktadır. Yönetiminin kendisi bir yana, önceki askeri inceleme ve soruşturmalarını bu tür muameleyi kınaması gerekiyor. Guantanamo’da kullanılmasına izin verilen soru teknikleri arasında zor pozisyonlar, tecrit, kukuleta geçirme, duyu yoksunluğu ve köpek kullanmak bulunuyor. FBI ajanlarının rapor ettiği ihlaller arasında uzun süreli ve zalimce prangalamak, yüksek sesle müzik dinletmek ve strop ışığa maruz bırakmak vardı. Ayrıca tutukluları sindirmek için köpeklerin kullanıldığını da bildirdiler. Ne var ki, daha önceki soruşturmalarda yer alanlar dâhil askeri görevliler, üste bu amaçla asla köpeklerin kullanılmadığını söylemişlerdi. Geçen Mayıs ayından bu yana Uluslararası Af Örgütü’nün ısrarla talep ettiği bağımsız bir soruşturma komisyonunun kapsamlı bir inceleme yapması gerekliliği açıktır. Farklı uyruklardan beş yüzün üzerinde kişi hala suçlanmadan ve yargılanmaksızın Guantanamo’da tutuluyor. Bunlardan dördü uluslararası hukuk ve standartları ihlal edecek şekilde, askeri komisyonlar tarafından yargılanmak üzere suçlandı. Bir federal yargıcın Kasım ayında verdiği hüküm üzerine komisyon işlemleri durduruldu. Yönetim, yürütmeden hiçbir biçimde bağımsız olmayan askeri komisyonları devam ettirmek niyetiyle, bu karara itiraz etti. Yargıyı küçük gören bu tavrın kurbanı sadece tutuklular ve yakınları değil, hukukun üstünlüğü de kurban oluyor” diyen UAÖ, “Guantanamo’nun ortaya koyduğu örneğin temel insan haklarının pazarlığa tabi olduğu ve keyfi gözaltı ve güvenlik uğruna seçici bir ikinci sınıf adaletin kabul görüldüğü bir dünya” olduğunu dile getirdi. Irak’taki İhlaller İnsan Hakları Gözlem örgütü, Irak'ta insan hakları ihlallerine ABD Başkanı George W. Bush'un politikalarının yol açtığını belirtti. Örgüt Başkanı Kenneth Roth, bugün, örgütün yayınladığı “Ebu Garib'e Giden Yol” başlıklı 38 sayfalık özel raporu açıklarken yaptığı konuşmada, “Ebu Garib'teki dehşet sadece tek tek askerlerin eylemleri değildir. Ebu Garib, Bush yönetiminin kuralları bir kenara itme kararlarının ürünüdür” dedi. Merkezi New York'ta bulunan örgütün raporunda, ABD yönetiminin son 2 yılı, Afganistan ve Irak'ta ABD askerlerinin işkence ve kötü muamele yaptığı haberlerini göz ardı ederek veya üstünü kapatarak ve uluslararası hukuku görmezden gelerek geçirdiği belirtildi. Raporda ABD politikalarının 3 şekilde insan hakları ihlallerine yol açtığı belirtilerek, bunlar şöyle sıralandı. • 11 Eylül saldırılarından sonra ABD yönetimi terörizme karşı savaşın ABD'ye Cenevre Konvansiyonları da dahil, uluslararası hukukun kısıtlamalarını göz ardı etme hakkı verdiğine karar verdi. • ABD yakalanan kişileri sorguya hazırlamak amacıyla 'yumuşatmak' için acı verici ve aşağılayıcı zora dayalı metodlar kullandı. • Ebu Garib fotoğrafları yayınlanıncaya kadar Bush yönetimi yetkilileri yakalanan kişilere kötü davranılması ile ilgili haberlere karşı, en iyi durumda bile, 'kötü şeylere gözlerini ve kulaklarını kapama' politikası uyguladı. 2005 Nobel Edebiyat ödülünü kazanan ancak törene katılmayarak sesli kaset gönderen Harold Pinter’ın açıklamaları ilginçtir: “ABD Başkanı Reagan Nikaragua’yı “totaliter bir zindan” diye niteliyordu. Bu söz medya ve Britanya hükümeti tarafından isabetli ve haklı bir tanımlama olarak benimsenmekteydi. Ama Sandinista hükümetinde ölüm mangalarına dair hiç bir emare yoktu. İşkence yoktu. Sistemli veya resmi bir askeri kötü muamele yoktu. Nikaragua’da rahip öldürmemişti. Tersine, ikisi Cizvit biri de Maryknoll misyonerlerinden olmak üzere üç din adamı kabinede yer almaktaydı. Doğrusu istenirse, asıl totaliter zindan komşu El Salvador ve Guatemala’daydı. ABD Guatemala’da 1954’te seçimle işbaşına gelen hükümeti devirmiş ve kurulan askeri diktatörlük altında 200.000 insan öldürülmüştü… Irak’ın işgali bir haydutluk fiilidir, uluslararası hukuk kavramını hiçe sayan apaçık bir devlet terörizmidir. İstila, yalan üstüne yalan söyleyerek, medyayı ve dolayısıyla kamuoyunu manipüle ederek başvurulan keyfi bir askeri harekâttır, Orta Doğu’da ABD’nin askeri ve ekonomik hâkimiyetini pekiştirmeyi amaçlamaktadır, diğer bütün bahaneler iflas ettikten sonra insanlarla alay edercesine özgürlük masalına sarılmışlardır. Bu harekât binlerce ve binlerce insanın hayatına mal olan mutlak bir askeri zor kullanımıdır. Biz Irak halkına işkence getirdik, bombalar, hafifletilmiş uranyum, haddi hesabı olmayan rast gele öldürmeler, sefalet, çürüme ve ölüm getirdik, bütün bu yapılanların adını da “Orta Doğu’ya özgürlük ve demokrasi getirmek” koyduk… Irak’ta daha direniş başlamadan önce en az 100 bin Irak’lı Amerikan bombaları ve füzeleriyle öldürülmüştür. Bu insanlardan hiç söz edilmemektedir. Sanki hiç ölmemişlerdir. Savaş istatistiklerinde onların ölümleri atlanmıştır. Ölmüş oldukları kayıtlara bile geçmemiştir. Nitekim “biz cesetleri saymıyoruz” demektedir Amerikan generali Tommy Frank…” SONUÇ Son işgaller, bunlara uydurulan traji-komik gerekçeler, bu işgallerde sergilenen yüz kızartıcı işkenceler, ihlaller Batı’nın, ABD’nin demokrasi, insan hakları, özgürlükler gibi değerlere ihanetinin belgesi haline dönüşmüştür. İşgallerin, işkencelerin “demokratikleştirme ve özgürleştirme” namına yapılması demokrasiye ihanetlerinin üzerine tüy dikmiştir. Afganistan ve Irak işgallerinden sonra demokrasinin “faziletli bir yönetim” olduğunu, “temel hakların evrensel” olduğunu izah etmek bütünüyle zorlaşmıştır. 3. dünya ülkeleri için Batı medeniyetinin ürettiği değerlerin inandırıcılığı bitmiştir. Bundan sonra Batı, demokrasiden, insan haklarından, özgürlüklerden bahsettiğinde insanların aklına Afganistan’da bombalanan köyler, Irak’ta uygulanan işgal ve işkenceler, her gün yüzlerce sivilin öldüğü şehirler gelecektir. 600–700 bin masum sivilin hangi demokrasi, hangi özgürlükler, hangi evrensel değerler için öldüğünü soracaktır dünya. 21. yüzyılda “demokrasi adına yapılan işgaller, zulümler” Batı’nın demokrasiye en büyük ihaneti olmuştur. Sonuç olarak diyebiliriz ki, demokrasinin duayeni, insan haklarının tek uygulayıcısı ve öğreticisi, dünya insanlığının tek savunmacısı ve koruyucu gücü ABD, Dünya Birleşik Devletleri olma yolunda ilerlerken demokrasi ve insan haklarını kendine mükemmel bir politika seçmiş, bu politikaların kendisine verdiği güçle de dünyanın her yerinde her zaman istediği gibi hareket etme özgürlüğünü elde etmiştir.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Veda Hutbesi ve İnsan Hakları mollacami Kavramlar ve İçerikleri 0 12-08-2012 04:17 AM
Bu Sözlere Kulak Verin FarukArslan Konu Dışı / Faydalı Paylaşımlar 1 07-11-2011 09:41 PM
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Başvuru Silvers Avrupa Birliği Hukuku 0 04-09-2011 11:14 AM
Hukuk İlintili Yurttaşlık Eğitimi Silvers Vatandaşlık Hukuku 0 04-09-2011 11:09 AM
Kamil insan nasıl birisidir? theteknik Dini Sorular & Cevaplar 0 04-02-2011 01:45 PM


Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 04:51 PM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.10
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.