Forum Geliyoo  

Go Back   Forum Geliyoo > >

Fizik, Kimya ve Biyoloji Fizik, Kimya ve Biyoloji

Cevapla
 
Seçenekler
  #1  
Alt 04-09-2012
yeliz korkma yeliz korkma isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Junior Member
 
Üyelik tarihi: Mar 2012
Mesajlar: 0
Standart 2012′de bilimde neler olacak -1

New Scientist dergisinin tahminlerine göre şu olaylar 2012’de bilim dünyasına damgasını vuracak. Beyinle ilgili de gelişmeler olacak.

Ne yazık ki çevre konusundaki tahminler bizleri daha iyi bir yılın beklemediğini gösteriyor. Her şeye karşın bu yıl Rio’da toplanacak olan Dünya Zirvesi’nde ülkelerin aralarındaki rekabeti bir kenara bırakıp, sürdürülebilir bir çevre için işbirliği yapacağına inanıyoruz.

NÖTRİNOLAR TAKYON OLMASIN?

Eylül 2011 tarihinde OPERA adı verilen deneyin sonuçları bilim dünyasında deprem yarattı. Ne var ki bu depremin artçıları 2012’de kendisini hissettirecek. Nötrino denilen atomaltı parçacıklarının ışıktan daha hızlı yol aldığına ilişkin bulgular, Einstein’in ünlü görelilik kuramını geçersiz kılabilecek potansiyele sahip.

Bu yıl Illinois, Batavia’daki Fermilab’da sürdürülen MINOS isimli deney ve Japonya’daki T2K (resimdeki) nötrinoların fotonlardan daha hızlı olup olmadığını araştıracak. Eğer iddianın doğruluğu kanıtlanırsa, bu yaramaz parçacık konvansiyonel fizik ile nasıl uyuşacak?

Alternatif yollardan biri, deneyin sonuçlarını takyonlar üzerinden açıklamak. Bunlar ışıktan daha hızlı olduğu iddia edilen kuramsal parçacıklardır. Takyonlar Einstein’in özel görelilik kuramının empoze ettiği hız limitini ortadan kaldırır. Bunlar doğduklarında ışıktan daha hızlıdır; tüm yaşamlarını hız şeridinde geçirmeleri durumunda özel görelilik için sorun oluşturmazlar.

Peki nötrinolar takyon mudur? Eğer evren bu parçacıklarla etkileşim içine giren bir alan ile dolu ise yanıt “evet” olabilir. Bu alanın içinde fotonlar, nötrinolardan daha fazla sürtünmeye sahip ise, nötrinolar doğal olarak ışığın hızını geçebilir. Bu fikir tanıdık gelebilir: Örneğin ışık camın içinde vakumda olduğundan daha yavaş yol alır. Dolayısıyla evren bir çeşit cam ile kaplı olabilir.

Nötrinoların takyon olduğu kesinleşse bile, kuramcıların işi bitmeyecek. Takyonlar doğduklarında ışıktan hızlı bile olsalar, özel göreliliğin bir başka özelliği ile çelişir. Çeliştiği nokta da şudur. Bir parçacığın davranışları, yol aldığı hızdan ve baktığı yönden bağımsız olarak aynı kalmak zorunda.

Bu arada bu şaşırtıcı sonucu açıklamaya soyunan çok sayıda bilim insanı, sayısız kuram üretmiş durumda. Bu yıl işte bu kuramların test edildiği yıl olacak.

HIGGS BOZONU AVCILARI BU YIL DA TER DÖKECEK

Bir at sürüsü önünüzden hızla geçtikten sonra geride bıraktıkları izlerin içinde zebra izi aradığınızı hayal edin. İşte Higgs bozonu avcılarının 2012’de yaşayacakları böyle bir şey olacak.

Higgs bozonu aramaları hemen hemen sona ermiş gibi görünse de 13 Aralık tarihinde CERN’deki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’ndan (LHC) iki ekip, Higgs bozonunun ayak izlerine rastladıklarını bildirdi. LHC’nin bu yıl üretmesi beklenen devasa veri yığını, ya bu ipuçlarının doğruluğunu onaylayacak, ya da maddeye kütlesini kazandıran bu parçacığın var olmadığını söyleyecek.

Ne var ki bugünden bir şey söylemek çok zor. Higgs bozonları doğrudan tespit edilemiyor; yalnızca Z bozonu denilen parçacıklar veya foton çiftleri gibi bozunduğu şeyler aracılığı ile tanımlanabiliyor. Daha az egzotik olan kuarks gibi parçacıklar da ayrıca bu bozunan ürünleri üretebiliyor. Böyle bir ortamda Higgs sinyallerini bulmak saman yığınının içinde toplu iğne aramaya benziyor.

En son bulunan sinyalin yapısını inceleyen bilim insanları Higgs’in çok hafif olduğu sonucunu çıkarttılar.. Bu da arama işlemini iyice zorlaştırıyor. Ağır bir Higgs’ten farklı olarak hafif Higgs nadiren Z bozonuna bozunur ve daha yaygın olan bozunulma ürünleri böyle bir ortamda arada kaynar. Higgs keşfi iddiası ayrıca, istatistiksel güvenilirliği 5 sigma olan bir standardı yakalamayı da zorunlu kılıyor.

RIO’DA DANANIN KUYRUĞU KOPACAK

Haziran ayında Rio de Janerio’da toplanacak olan Dünya Zirvesi’nde (Earth Summit) doğal felaketler, gıda ve su kıtlığı, biyo-çeşitliliğin kaybı gibi konular masaya yatırılacak. Bu yılki toplantının ana teması “Çevre Yönetişimi” olacak. Başka bir deyişle, Dünya’nın bir uzay gemisi olduğunu varsayarsak, insanların artık kokpite geçerek yönetimi ele geçirmeleri acilen gerekiyor.

Dünya, insanların hayatta kalabilmesi için 9 kritik yaşam-desteği sistemine sahip. Bu sistemler, insan faaliyetlerine karşı belirli bir esneklik içermesine karşın, insanların güvenilir sınırlarını geçmesi çok kolay. İşte bu dünyamızı çok kötü bir geleceğin beklediğinin habercisi.

Halihâzırda bunlardan üçünün sınırını aşmış bulunuyoruz. Doğa, bazı türlerin soyunu insan müdahalesi olmadan da tüketebiliyor. Ancak insanların bazı türleri yok etme hızı doğadan 10 misli fazla. Gezegenin termostatını bir milyon yıl boyunca arttığından daha fazla arttırmış durumdayız. Hâttâ artık durdurulması imkansız bir süreci de başlatmış olduğumuz için küresel ısınmayı durdurma şansını da elimizden kaçırdık. Ayrıca gübre kullanımına bağlı olarak doğal nitrojen döngüsünü de hızlandırdığımız için ekosistemi ve denizleri sürekli olarak zehirliyoruz.

Bu üç yaşamsal sistem “bittiğine” göre şimdi hangi sisteminin sınırlarını zorladığımıza bir bakalım. Bu yüzyılın ortalarına doğru tatlı su kaynaklarını ve son büyük ekosistemleri tehlikeye sokacak sınırları aşacağız. Benzer şekilde denizlerin asitleştirilmesi sonucunda denizlerin ekosistemlerini bozacağız.

Geriye kalan üç sistemin ikisi için -kimyasal kirlilik ve atmosferi duman, toz ve diğer parçacıklarla doldurma- felaketin ne zaman başlayacağını tespit etmek zorundayız. Bunların içinde insanların yegâne başarı öyküsü ozon tabakasının onarımıdır.

Kabul edersiniz veya etmezsiniz, kaçınılmaz olan gerçek şudur: Gezegenin yaşam destek sistemlerine hâlâ hükmedebildiğimize göre, Dünya üzerinde bıraktığımız izleri azaltmak artık bir seçenek değil zorunluluktur. Kısaca Dünya adlı uzay gemisi artık kendi kendine yolunu bulacak durumda değil; insanların rekabeti bir kenara bırakıp ortak bir kumanda stratejisi geliştirmesi gerekiyor.

MODERN ROBOTLAR İÇİN TURING TESTİ

2012, Alan Turing’in 100.doğum yılı. 2.Dünya Savaşı’nın bu ünlü şifre çözücü bilim insanı, 1950 yılında düşünen bir makine için kendi adıyla anılan bir test geliştirmişti. Test, akıllı makinelerin zeki davranışlar sergileme yeteneğini ölçer. Bu yıl Turing Testi adı altında bir dizi yarışma düzenleniyor. Turing Testi, akıllı makineye yerleştirilen programın insan konuşmasının nüanslarını yakalayıp yakalamadığını sınar. Testin bu kadar spesifik bir alanla sınırlı kalmaması için alternatif mini Turing testleri de geliştiriliyor. Böylece bu testler yardımıyla bir robotun spesifik bir alandaki zekası ölçülebilecek. Örneğin yeni geliştirilmiş görsel bir Turing Testi (bit.ly/pOuiaz), robot ile nesneler arasındaki uzamsal ilişkiyi anlama yeteneğini sorguluyor.

Diğer testler, insanların kriter olarak kullanılmasına son verilmesini öngörüyor. Zekânın evrensel, matematiksel bir tanımından yararlanan testler, pek yakında insanları ve bilgisayarları, önyargısız ve yansız bir şekilde değerlendirebilecek. Bu tür evrensel bir test insanlardan daha zeki bir robotu bile ölçebilecek.

OLİMPİYAT MADALYASI İÇİN PSİKOLOJİK ANTRENMAN

2012 Olimpiyat Oyunları için bu yıl Londra’da 17.000 atlet yarışacak. Bu atletler genetik olarak, yarıştıkları spor dalına en uygun yapıya sahip olmakla birlikte, yıllardır eğitiliyorlar ve yedikleri içtikleri sürekli kontrol altında tutuluyor. Ancak madalyayı kazanıp kazanmamaları aslında psikolojik olarak formda olup olmamalarına bağlı.

Son 10 yıldır sporcuların eğitiminde fiziksel olduğu kadar psikolojik egzersizlerin de önemli olduğu anlaşılmış bulunuyor. İngiliz Olimpiyat Ekibi’ni çalıştıran psikologlar son yıl ayda iki kez toplanarak sporcuları psikolojik yönden yarışlara hazırlıyor. İsrail’de ise iki psikolog atletleri için 4 yıllık bir eğitim programı düzenlemiş.

Madalyayı kimler kazanacak? Büyük bir olasılıkla duygularını en iyi kontrol eden, dikkatini yoğunlaştırmayı beceren, kendine güveni tam, motivasyonu yüksek, iyimser atletler kazanacak. Psikolojik antrenman fikri, atletlere hedef belirleme, yarışma ortamını simüle etme, imge yaratma stratejileri üzerinden kazanma hırsını canlı tutmaktan geçiyor.

Psikologlar ayrıca atletin çevresindeki ince ayrıntıları da hesaba katmak zorunda. Örneğin atletler Olimpiyat Köyü’nde kalırken kendilerine ne tür bilgiler veriliyor? İlan tahtalarındaki duyurular ne gibi bir ifade içeriyor? Bütün bunlar psikolojik olarak atletleri olumlu veya olumsuz etkileyebiliyor.

Kuşkusuz, en iyi atletlerin doğru genlere sahip olması da gerekiyor. Uzun atlama veya kısa mesafe koşuları için ACTN3 adı verilen gene sahip atletlerin daha başarılı olma olasılığı yüksek. Dayanıklılık gerektiren spor dallarında ise NRF2 geni belirleyici oluyor.

Sonuç olarak madalyayı kazanmak, genlerin doğru ifade edilmesine, yoğun fiziksel antrenmana ve kafaca yarışlara hazır olmaya bağlı. Kaldı ki herkes madalya almayacak. Bu durumda yarışı kaybeden atletlere de psikolojik destek vermek gerekebilecek.

TÜRÜMÜZÜN KÖKENİ HÂLÂ TAM BİLİNMİYOR

Eğer doğu Afrikalı bir maymun soyundan geldiğinizi düşünüyorsanız, yanılıyor olabilirsiniz. Türümüzün kökeni hâlâ sorgulanmakta.

Bir kere Doğu Afrika’dan gelmemiş olma olasılığı yüksek. Güney Afrika’da bulunan 1.97 milyon yıllık, iyi durumda iki hominin fosili insanların Rift Vadisi dışında da evrilmiş olabileceğine işaret ediyor. Bu da insana benzer maymunların, Afrika’nın farklı bölgelerinde paralel zaman diliminde gelişmiş olabileceği anlamına geliyor. Bu hayvanlarla ilgili bilgi dağarcığımız genişledikçe, moderniteye uzanan yolda geçirdiğimiz değişimler hakkında daha fazla bilgiye sahip olacağız.

İkincisi standart insan diye bir şeyin olmaması. Afrikalı olmayan tüm insanların DNA’sının %2.5’i Neanderthallere ait. Bu da Homo sapiens ve Neanderthallerin 60.000 yıl önce çitleşmiş olmalarının bir sonucu. Ve Melanezyalılar buna ilave %5’lik bir bölümlerini diğer bir hominin olan Denizovanlara borçlu. Bazılarımız artık yaşamayan insanlara ait genetik artıkları da taşıyor olabiliriz.

Daha fazla fosil bulundukça ve bunların DNA’ları çözüldükçe, yok olan kuzenlerimizle ilgili doğrudan bilgiye ve bizleri bunlardan farklı kılan özelliklere ulaşacağız. Esas ilginç olan, bunlarla paylaştığımız ortak özelliklerimiz. Kısaca bizler karmakarışık türleriz; insan diye tek bir şeyin olmadığını bilmemizde fayda var.

CUMHURİYET BİLİM TEKNOLOJİ EKİ
Alıntı ile Cevapla
Cevapla
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
UEFA'ya Tepkiler Neler Olacak Faruk Arslan Spor Haberleri 0 06-26-2013 05:06 PM
Bu akşam Facebook'ta neler olacak Faruk Arslan Facebook Haberleri 0 01-15-2013 02:02 PM
2012′de bilimde neler olacak -2 yeliz korkma Fizik, Kimya ve Biyoloji 0 04-09-2012 01:46 PM
Bu yaz makyaj çantasında neler olacak? firat7278 Diyet - Sağlıklı Beslenme 1 04-04-2011 02:23 PM
Büyük şahsiyetler theteknik Evliya ve Ulema'nın Hayatları 49 04-03-2011 08:11 PM


Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:02 PM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.10
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.