Forum Geliyoo  

Go Back   Forum Geliyoo > >

Kuran-ı Kerim Kuran-ı Kerim

Cevapla
 
Seçenekler
  #1  
Alt 04-23-2011
KoLiK
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart Kuran Meallerinin yanlislari Secde-9

32/SECDE-9 : Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).

Hidayetin, insan ruhunun yaşarken Allah'a ulaştırılması olduğu (1. teslim) ve diğer teslimlerin (toplam 4 teslim) gizlenmesi, İblisin bugün ülkemizi de içine alan İslâm Coğrafyasındaki en büyük tuzağıdır. Hidayetin gizlenmesi; tüm insanlığı ebedî cehennem hayatına sürüklediği için Allah'a îmân eden herkesin, yegâne kurtuluş kapısı olan hidayeti muhakkak öğrenmeleri ve dilemeleri gerekmektedir. Bu yazı dizimizde bu paragrafta gördüğünüz tüm ifadeler birer birer âyetlerle ispat edilecektir.



Ahmet Tekin: Bir de, onu yaratılış amacına uygun olarak şekillendiren, rahmetiyle var ettiği düzenin bir bölümü olan ruhundan nûrânî dalgalar halinde onun bütün hücrelerine ruh yayarak hayat veren, onu bilinçlendiren, sizin için kulaklar, gözler, akıllar ve kalpler planlayıp yaratandır. Ne kadar az şükrediyorsunuz?



Şaban Piriş: Sonra ona şekil verip, canlandırdı. Size kulak, gözler ve gönüller verdi. Ne kadar az şükrediyorsunuz.



****



İSLÂM'IN TEMEL KAVRAMLARININ DEĞİŞTİRİLDİĞİ MEÂLLER

Meâllerde İslâm'ın temel diğer kavramlarının (takva, nebi-resûl, nefs tezkiyesi, kûl, velâyet kademeleri {fenâ, bekâ, züht, muhsin, ulûl'elbab, muhlis, salih}, kâfir, îmân, vb.) tefsirlerde ve sözlüklerde manâları değiştirilmiştir. Bunun doğal sonucu olarak bugün toplumlar temel İslâm kavramlarını öğrenememekte ve Allah ile olan ilişkilerini "Kur'ân'da emredilen standartlarda" geliştirememektedirler.



Abdulbaki Gölpınarlı: Sonra da onu tamamlamıştır, ona kabiliyet vermiştir ve ona rûhundan üfürmüştür ve size kulak, gözler ve gönüller halketmiştir; ne de az şükredersiniz.



Ali Fikri Yavuz: Sonra Allah onu (şeklini) düzeltip tamamladı ve bizzat kendi kudretinden ona ruh koydu. Sizin için kulaklar, gözler, kalbler yarattı. (Allah’ın size verdiği nimetlere karşı), şükrünüz pek az!...



****



ÂYETİN ANLAMININ DEĞİŞTİRİLDİĞİ DİĞER BAZI MEÂL HATALARI

Bu kategorideki Meâl hataları hatanın türüne göre bazen çok önemli olabilmekle beraber, bazen de asıl olan anlatımın içerisinde yanlış anlaşılmalara yol açan hatalardır. Bu kategoriye dahil edilmiş tüm hatalar için muhakkak hata derecesini anlayabilmek için "analiz" bölümündeki ilgili bölümü okuyunuz.



Hayrat Neşriyat: Sonra onu (insan sûretinde) düzeltip içine kendi (yarattığı) rûhundan üfledi; hem sizin için kulaklar, gözler ve kalbler yaptı. Ne kadar az şükrediyorsunuz!



****



32/SECDE-9 İÇİN ANALİZ



Bismillâhirrahmânirrahîm



ثُمَّ سَوَّاهُ وَنَفَخَ فِيهِ مِن رُّوحِهِ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ



Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).



Kelime Sözlüğü

1. summe : sonra

2. sevvâ-hu : sevva etti, düzenledi

3. ve nefeha : ve üfledi, üfürdü

4. fî-hi : onun içine

5. min rûhi-hÎ : ruhundan

6. ve ceale : ve kıldı

7. lekum : sizin için

8. es sem'a : işitme hassası

9. ve el ebsâre : ve görme hassası

10. ve el efidete : ve fuad (idrak etme) hassası

11. kalîlen : az

12. mâ teşkurûne : şükrediyorsunuz



****



HİDAYETİN GİZLENMESİ RAPORLARI HAKKINDA ÖN BİLGİ


(*) Meâllerde parantez () içerisine alınan yorumları genel olarak dikkate almayıp, kelime tercümelerini değerlendiriyor, âyetin aslında olmayan kelimelerin eklenmesi ve çıkarılması ile âyetin manâsının ne yönde değiştirildiğini gözler önüne seriyoruz. Çok nadir olarak tümüyle hatalı yönlendirmeye ve bilinçaltımıza yanlış bilgiler yerleşmesine neden olacak parantez içine alınan hataları değerlendirme kapsamına alıyoruz.


Bu âyette Hayrat Neşriyat, parantez içi açıklama hariç doğru tercüme vermiş, ancak Allah'ın ruhu için parantez içerisinde kullandığı (yarattığı) ifadesiyle tehlikeli bir meâl vermiştir. Ruh bir yaratık değildir, bizzatihi Allah'tandır, Allah insana Kendi ruhundan üfürmüştür. Hayrat Neşriyat'ın meâli parantez içerisinde yapılan büyük yanlış (ruha yaratıkmış izafesi yüklenmesi) dışında doğrudur.


Âyetlere mütercim ve mütefsirlerimiz tarafından parantez içerisine çok fazla açıklama eklenmektedir, bu açıklamalar herkesin idrâki çerçevesindedir. Parantez içi ifade genel manâya aykırı olmadığı sürece veya tümü ile bir bidât olmadığı sürece komisyonumuzca değerlendirilmeye alınmamakta, asli tercüme üzerinden muhakeme verilmektedir.




İNSANIN YARADILIŞI



Secde Suresinin 7., 8. ve 9. âyetleri insanın yaratılış fıtratını bedenler açısından öğreten âyetlerdir.



32/SECDE-7: Ellezî ahsene kulle şey’in halakahu ve bedee halkal insâni min tîn(tînin).

Ki O, herşeyin yaratılışını en güzel yapan ve insanı yaratmaya, ilk defa tînden (nemli topraktan) başlayandır.

32/SECDE-8: Summe ceale neslehu min sulâletin min mâin mehîn(mehînin).

Sonra onun neslini, basit bir suyun özünden (nutfeden) kıldı (yarattı).

32/SECDE-9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).

Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem'î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.



Secde suresinin 9. âyetinde anlatılan nefs ve ruhu açıklamadan evvel, öncesine yer alan 7. ve 8. âyetlerde insanın fizik bedeninin yaratılışına, yani insana CAN verilmesine bakalım:



1. FİZİK BEDEN



Allahû Tealâ ilk insan olan Hz. Âdem'in fizik bedenini topraktan (Secde-7, Hicr-26), onun nesli olan biz âdemoğullarını ise bir anne ve babadan vücuda getirmiştir (yaratmıştır) (Secde-8, Hacc-5).



15/HİCR-26: Ve le kad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).

Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.



22/HACC-5: Yâ eyyuhen nâsu in kuntum fî raybin minel ba’si fe innâ halaknâkum min turâbin summe min nutfetin summe min alakatin summe min mudgatin muhallekatin ve gayri muhallekatin li nubeyyine lekum, ve nukırru fîl erhâmi mâ neşâu ilâ ecelin musemmen summe nuhricukum tıflen summe li teblugû eşuddekum ve minkum men yuteveffâ ve minkum men yuraddu ilâ erzelil umuri li keylâ ya’leme min ba’di ilmin şey’â(şey’an), ve terel arda hâmideten fe izâ enzelnâ aleyhel mâehtezzet ve rabet ve enbetet min kulli zevcin behîc(behîcin).

Ey insanlar! Eğer beas edilmekten (tekrar diriltilmekten) şüphe içinde iseniz... Oysa muhakkak ki Biz sizi, size beyan edelim (açıklayalım) diye (önce) topraktan (inorganik ve organik maddelerden), sonra bir nutfeden (bir damladan), sonra bir alakadan (rahim duvarına bir noktadan bağlı duran embriyodan), sonra şekillendirilmiş ve şekillendirilmemiş (bir çiğnemlik et görünümünde) mudgadan yarattık. Ve (sizi), dilediğimiz süreye kadar rahimlerde tutarız. Sonra sizi, ergenlik çağına ulaşmak üzere bebek olarak çıkarırız. Ve sizden bir kısmınız vefat ettirilir. Ve sizden bir kısmınız, sonradan ilimden bir şey bilemez hale gelsin diye ömrünün ihtiyarlık çağına döndürülür. Ve arzı (yeryüzünü) kurumuş görürsün. Fakat ona su indirdiğimiz zaman hareketlenir ve kabarır ve bütün güzel çiftlerden bitkiler yetiştirir.



İnsanın fizik bedeni konusunda dîn alimlerince pek fazla görüş ayrılığı olmasa da, bir çok dîn adamımız Kur'ân'a tümüyle aykırı "ruh insana hayat verir" bid'atine inandıkları için hayatın fizik bedene ait bir özellik olduğuna yazılarında değinmezler. Oysa kendisine kader olarak bir ömür verilen insan fizik beden olarak can bulur, bedenen büyür ve beden olarak ihtiyarlaşır ve ölür.



Yaşam fizik bedenin bir özelliğidir, hayatı ve ölümü veren ise Allah'tır.



15/HİCR-23: Ve innâ le nahnu nuhyî ve numîtu ve nahnul vârisûn(vârisûne).

Ve muhakkak ki; Biz, sadece Biz hayat veririz. Ve Biz öldürürüz. Ve varis olanlar da Biziz.



***



2. NEFS



Secde Suresinin 9. âyetinin ilk cümlesinde yer alan "sevvâhu: sevva edilen (dizayn edilen, düzenlelen, tasarlanan) şey" insanın nefsidir (Şems-7).



91/ŞEMS-7: Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.

Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).



Allahû Tealâ'nın nefs için dizayn (sevva) ettiğini buyurmasının temeli, nefsin çift yönlü oluşundandır. Yani nefs %100 karanlık olarak dalâlette yaratılmıştır ve her nefs yaşama başlarken 19 afete sahiptir.



NEFSİN 19 AFETİ: 1- Cehalet, 2- Cimrilik, 3- Dedikodu, gıybet, 4- Fitne, fesad, 5- Gurur, kibir, 6- Hırs, şehvet, 7- Hased ve düşmanlık, 8- İsyan, 9- İptilâlar, 10- Kin ve nefret, 11- Küfür, 12- Mürailik (İki Yüzlülük), 13- Nankörlük, 14- Öfke ve gayz, 15- Sabırsızlık, 16- Vefasızlık, 17- Yalan, Tekzib, 18- Zulüm, 19- Zan



Bu 19 afetin dağılım oranları insanın karakterini oluşturur. Bazen bir kişiyi görür ve ne kadar iyi kişi diye düşünebiliriz, bu durum -eğer o kişi nefs tezkiyesi yapmamışsa- onun karakterini oluşturan afetlerinin bize zararı dokunmamasındandır. Örneklemek gerekirse bize karşı bir iki yüzlülüğüne(12) şahit olmadığımız yakın bir arkadaşımız, anne ve babasına karşı vefasız (16), ailesine karşı aşırı öfkeli(14) bir insan olabilir.



Tezkiye edilmemiş her nefs muhakkak kötülüğü emreder.


12/YÛSUF-53: Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûı illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun).

Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir). Rahîm'dir (rahmet nurunu gönderen ve merhamet edendir).



Yusuf Suresinin 53. âyetinde işaret edilen diğer konu bazı nefslere (Allah'a ulaşmayı dileyen kişilerin nefslerine) Allah'ın Rahîm esması ile tecelli edeceğidir. Allah'ın Rahîm esması ile tecelli ettiği her nefs, tezkiye ve tasfiye süreçleri (ahsen-i takvim) ile en güzele dönüşebilir bir özelliğe sahiptir.

95/TÎN-4: Lekad halaknel insâne fî ahseni takvîm(takvîmin).

Andolsun ki Biz, insanı (nefsini), ahseni takvim içinde (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparak en güzele ulaşabilecek özellikte) yarattık.



Nefsin ahseni takvimi 2 ana safhada gerçekleşir:
Nefsin ıslahı (7 kademede nefsin tezkiye edilmesi)
Nefsin tasfiyesi

Nefse dair öğrendiklerimizi özetlersek;
Her nefs 19 afetle ve %100 karanlık olarak yaratılmıştır.
Her nefsin tezkiye ve tasfiye ile en ahsene (en iyi, en güzel) dönüşebilme özelliği vardır.
Tezkiye edilmemiş nefsler sadece kötülüğü emreder.
Nefsin tezkiye ve tasfiye edilmesi (afetlerin temizlenerek hasletlerin yerleşmesi) Allah'ın Rahîm esmasıyla mümkündür.



Bu şartlar altında "kişisel gelişim" adı altında verilen her türlü eğitimin içerisinde "nefs tezkiyesi" olmadığı görülmelidir. Bu tür eğitimler sadece nefsin bir afetinin baskı altına alınmasıdır. "Eşeğini dövemeyen, semerini döver." atasözümüz bu durumu hakkıyla açıklar.



Bu bilgiler ışığında, Sayın Abdulbaki Gölpınarlı Hocamız 3. emanet (ve 3. teslim şartına haiz) olan nefsin "dizayn edilmesini (sevva edilmesini)", "kabiliyet" olarak tercüme ederek, 3. teslimi (3. hidayeti) örtmüştür. "Kabiliyet" kelimesi pozitif manâya sahip yeteneği ifade eder, halbuki âyetteki "sevva edilen" ifadesi insanın yaşama 19 negatif özellikle başladığını ve bunun iyiye, güzele (ahsene) dönüşebilir bir tasarıma sahip olduğunu buyurur. Meâlinin tamamını değerlendirdiğimizde bu hatanın kasıtsız olduğu anlaşılsa da; "teslimi emrolunan bir emanetin" anlaşılmasına mani olduğu için bu hata İslâm'ın temel kavramlarından birisinin değiştirilmesi hüviyetindedir.



3. RUH



fî-hi: onun içine ("fi: içine, içinde" "hi: eklendiği kelimeye onun ... anlamını verir.")

min rûhi-hî: ruhundan



Sayın Ahmet Tekin ve Şaban Piriş Hocalarımız "Allah'ın insana Kendi ruhundan üfürmesini", "can verdi" olarak parantez içine almaksızın yorum ile tercüme etmişler, HİDAYETİ GİZLEMİŞLERDİR.



Ruhun insana hayat verdiğine dair tek bir âyet-i kerime mevcut değildir.



Ruh başlığı altında bir konuyu daha gözler önüne sermek lazımdır, Secde suresinin 9. âyetini doğru tercüme etmiş bir çok mütercimimiz kitaplarında, web sitelerinde ve televizyonlarda toplumu yanlış yönlendiren açıklamalar yapmaktadır. Özellikle ülkemizdeki en önemli dîni otorite statüsünde bulunan Diyanet İşleri'mizin web sitesindeki Dîni Terimler" bölümünde mesnetsizce "İnsan öldükten sonra ruh yaşamaya devam eder.", "İnsan ruhu dünyaya gelmeden önce ruhlar âleminde idi" gibi ifadeler kullanılmıştır.



Daha da tehlikeli ve karanlık (ve düşündürücü) olan ise; "İlâhî hitâba muhatap olan, sorumluluk yüklenen ve mükellef olan ruhtur." ifadesidir. Oysa Allah’ın emrinde olan ruh, insana sadece iyiliği ve güzelliği emreder.



17/İSRÂ-85: Ve yes’elûneke anir rûh(rûhı), kulir rûhu min emri rabbî ve mâ ûtîtum minel ilmi illâ kalîlâ(kalîlen).

Ve sana ruhtan sorarlar. De ki: “Ruh, Rabbimin emrindendir.” Ve size, (ruha ait) ilimden sadece az bir şey verildi.



Beyler! Utanmıyor musunuz? Güvenilir kaynak diye kullandığınız eserlerin sadece hurafelerle dolu olduğunu siz anlayana kadar daha kaç insanın ölmesini bekleyeceksiniz ve sizin yüzünüzden cehenneme gitmesinin vabâlini alacaksınız?



"Allah'a sorumluluk yüklenen" bu cümle dalâletteki herhangi cahil bir insanın dahi söyleyeme dilinin cesaret edemeyeceği bir cümledir. Allah'a sorumluluk yükleyen kişi uzak bir dalâlette, hatta GAFLET'ten gözü kararmış birisidir. Bilerek veya bilmeden şeytana hizmet eden birisidir. Nasıl olur da web sitenizde böyle bir cümleye yer verebilirsiniz? Sitenize eklediğiniz içerikleri hiç mi incelemiyorsunuz?



Yoksa siz Allah'a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?


7/A'RÂF-28: Ve izâ faalû fâhişeten kâlû vecednâ aleyhâ âbâenâ vallâhu emerenâ bihâ kul innallâhe lâ ye’muru bil fahşâ(fahşâi), e tekûlûne alâllâhi mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne).

Kötü (çirkin) bir şey yaptıkları zaman: “Babalarımızı onun üzerinde bulduk (onlardan böyle gördük) ve Allah onu bize emretti.” dediler. (Onlara şöyle) de: “Muhakkak ki; Allah, fahşayı (kötülüğü, çirkinliği) emretmez. Allah'a bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?”



Ruh konusuna devam etmeden, En'âm-38'i referans alarak ruha dair bazı hurafeleri temizleyelim:



6/EN'ÂM-38: ... Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. ...
Ruhun insana hayat verdiğine dair bir tek âyeti kerime var mı? YOK!
Ruhlar âlemi diye uydurduğunuz âleme dair Kur'ân'da bir işaret var mı? YOK!
Herhangi bir diğer canlıda (örn. hayvanlarda) ruh olduğuna dair bir tek âyeti kerime var mı? YOK!



YOK! YOK! YOK!



Ruh, Secde Suresinin 9. âyeti kerimesine göre de her insana doğar doğmaz Allahû Tealâ tarafından üfürülür, böylece insan kâinatın en şerefli mahlûkudur. Ruh; İsrâ Suresinin 85. âyetine göre de Allah'ın emrindedir.



Nasıl ki nefs 19 afeti ile bir insana kötülük yapmasını emrediyor ise onun tam zıttı olan ruh ise 19 haslete sahiptir ve olaylar karşısında insana Allah'ın emrettiği bir davranışı gerçekleştirmesini veya yasak ettiklerinden sakınmasını öğütler.



RUHUN 19 HASLETİ: 1. Sevgi, 2. Îmân, 3. Doğruluk, 4. Adalet, 5. Edeb, 6. Kemâlât, 7. Cömertlik, 8. Sükûnet, 9. İtaat, 10. Sabır, 11. Tevazu, 12. Kanaat, 13. Şükür, 14. Ketumiyet, 15. Hakikat, 16. Meziyet, 17. Vefa, 18. Samimiyet, 19. Tevhid



Allahû Tealâ sadece insana Kendi ruhundan üfürme lütfunda bulunmuştur ve ruhun asıl sahibinin Kendisi (Sevde-9) ve bu ruhun insan için bir emanet (Ahzâb-72) olduğunu buyurmaktadır.



33/AHZÂB-72: İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).

Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir.



Not: Bir takım âlimler Ahzâb-72'de ifade buyurulan emanetin serbest irade olduğu safsatasını yaymaya çalışırlar. Ahzâb-72'deki emanetin sadece insan tarafından yüklenilmiş olması bu emanetin ruh olduğunun ispatıdır. Çünkü Allah'a karşı sorumlu olarak imtihan edilen serbest irade sahibi tek canlı insan değildir (A'râf-179).



7/A'RÂF-179: Ve andolsun ki; cehennemi, insanların ve cinlerin çoğuna hazırladık (yarattık). ...



4. SERBEST İRADE



Allah insanın;
Fizik bedenini halk etmiştir (yaratmıştır)
Nefsini başlangıçta karanlık, ancak ahseni takvim içinde güzele dönüşebilir şekilde dizayn etmiştir.
içine Kendi ruhundan üfürmüştür.
kendi seçimlerini yapabilmesi için, ona serbest irade vermiştir.



İrade ve nefs sorumluluğun sahibidir.


2/BAKARA-38: Kulnâhbitû minhâ cemîa(cemîan), fe immâ ye’tiyennekum minnî hudenfe men tebia hudâye fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).

Biz dedik ki: “Hepiniz oradan (aşağıya) inin. Benden size mutlaka hidayet gelecektir. O zaman kim hidayetime tâbî olursa, artık onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.”

76/İNSÂN (DEHR)-3: İnnâ hedeynâhus sebîle immâ şâkiren ve immâ kefûrâ(kefûren).

Muhakkak ki Biz, onu (Allah'a ulaştıran) yola hidayet ettik. Fakat o, ya (Allah'a ulaşmayı diler) şükreden olur, ya da (Allah'a ulaşmayı dilemez) küfreden olur.



***



İSLÂM'IN 28 BASAMAĞI, 7 SAFHA, 4 TESLİM NEDİR?



"Teslim" ile aynı kökten gelen ve Arapça bir kelime olan İslâm kelimesini tam Türkçe'si "Allah'a teslim olan" dır. Hidayeti, İslâm'ın 28 basamağını, 7 safhasını ve 4 teslimi gizleyenler her zaman parçasında var olsalar da hamdolsun ki Kur'ân Allah'ın korumasındadır ve basamaklar, safhalar ve teslimler kesin olarak yer almaktadır. Her ne kadar meâllerda bu teslimleri ve hidayeti gizleyenler olsa da, Kur'ân'ın aslı Allah'ın korumasında olduğu için Allah'ı arayan kalpler rahatlıkla âyetlerdeki daveti görebilmekte ve işitebilmektedir.



4 TESLİM, Allah'ın biz insanoğluna emanet olarak verdiği ruh (1. emanettir, sadece insana verilmiştir), fizik beden, nefs ve serbest iradenin 7 safhada Allah'a teslim edilmesidir. Bu 7 safya Allah'a yaklaşım basamaklarını ifade eden 28 basamağa yayılmıştır.



İSLAM'IN 7 SAFHASI

1. safha: (3. basamak) Allah'a ulaşmayı dilemek (ilk %2 lik nefs tezkiyesi burada başlar)

2. safha: (14. basamak) Mürşide tabîîyet (nefsin 7 tezkiye kademesi ile ıslah edilmesi burada başlar)

3. safha: (22. basamak) Ruhun Allah'a ulaşması (1. TESLİM) (nefs tezkiyesi burada biter, tasfiye başlar)

4. safha: (25. basamak) Fizik bedeni Allah'a teslim etmek (2. TESLİM)

5. safha: (26. basamak) Nefsi Allah'a teslim etmek (3. TESLİM) (nefs tasfiyesi tamamlanır)

6. safha: (27. basamak) İrşad olmak (İhlâs'a ulaşmak ve nasuh tövbesi burada yapılır)

7. safha: (28. basamak) İradeyi de Allah'a teslim ederek 7 safhada 4 teslimi tamamlamak (4. TESLİM)



Görüleceği üzere basamaklar ve safhaların büyük bölümü (irşad olmaya kadar olanların tümü) aslında insanın manevi tekamülü yani nefsinin afet (zulmet) adı verilen kötü özelliklerini Allah'ın zikri ile temizlemesi, afetlerin yerini hasletlerin (nurların) alması üzerine kuruludur. Kalpteki afetlerin kapı dışarı atılarak nur artışı sırasıyla bir insanın; Allah'a hoşlanma ve ilgi duymasını, Allah'ı sevmesini ve daha çok severek Allah'a aşık olmasını ve son olarak Allah'a hayran olmasını meydana getirir. Sufilerin eserlerindeki Allah'a duydukları aşk yangının temeli zikir ehlinin nefsin afetlerinden arınıp, Allah'ın kalplerini nur ile doldurmasındandır.



Mutluluk denilen müessese nefsin 7 kademede tezkiye edilmesi ve sonra tasfiye edilmesine bağlıdır.



13/RA'D-28: Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh(zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb(kulûbu).

Onlar, âmenûdurlar ve kalpleri, Allah'ı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler ancak; Allah'ı zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi?



Nefsin tezkiyesi;
15. basamakta nefs-i emmare
16. basamakta nefs-i levvame
17. basamakta nefs-i mülhime
18. basamakta nefs-i mutmainne
19. basamakta nefs-i radiye
20. basamakta nefs-i mardiyye

21. basamakta nefs-i tezkiye
basamaklarında gerçekleşir. Nefs tezkiye olduğunda başlangıçta afetlerle %100 karanlık olan nefsin afet oranı %49'a düşmüş, nefsin kalbi %51 nur ile kaplanmıştır, bir diğer ifadeyle Allah kişiyi zulmetten nura çıkarmıştır (Bakara-257).

2/BAKARA-257: Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilen nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).

Allah, âmenû olanların (Allah'a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.



Bu arada hala çıkıp da İslâm'da basamaklar yoktur, 7 safha yoktur diyenlere bir not düşelim. İnsan davranış biçimleri nefsin tezkiye ve tasfiye edilmesine göre (YANİ BASAMAKLARA GÖRE) gelişir.


KISAS (tezkiye edilmemiş nefsler)


Nefsini tezkiye etmemiş kişilere yapılan kötülüğe eşit kötülükle (KISAS) yanıt verme izni verilmiştir.


2/BAKARA-179 :... Kısasta sizin için hayat vardır. ...
AFFETME (tezkiye olan nefsler)


Nefsini tezkiye ve tasfiye sürecine başlamış kişilerin fizik bedenlerini Allah'a teslim etmelerine kadar kötülükleri affetmeleri emrolunmuştur.


3/ÂLİ İMRÂN-134 : Onlar (muttekîler), bollukta ve darlıkta (Allah için) infâk ederler (verirler) ve onlar öfkelerini yutanlardır (tutanlardır) ve insanları affedenlerdir. Ve Allah, muhsinleri sever.


Bakara suresinin 112. âyetine göre muhsin fizik bedenini Allah'a teslim eden kişidir.


2/BAKARA-112 : Hayır, (öyle değil), kim vechini (fizik vücudunu) Allah'a teslim ederse, o muhsin olur. ...
KÖTÜLÜĞE İYİLİKLE YANIT VERME (tasfiye olan nefsler)


41/FUSSİLET-34 : Hasene (iyilik) ve seyyie (kötülük), müsavi (eşit) değildir. (Kötülüğü) en güzel şekilde karşıla. O zaman seninle arasında düşmanlık olan kişi, samimi bir dost gibi olur.

***



NOT: Bir sonraki raporumuzda Allah'a yaşarken ruhunu ulaştırmayı dileyen kişilerin neden cennetle müjdelenenler olduğu konusunu ele alacağız inşallah.



****



DOĞRU TERCÜME EDİLMİŞ MEÂLLER

Öncelikle Kur'ân-ı Kerim'in hem kelime hem ruhî lafzının tam manâsının tercümeler ile verilemeceğini belirtmemiz gerekir. Bu yüzden bu başlığa âyetin aslî anlamının korunduğu tüm meâlleri dahil ederek, basit kelime ve cümle kurgusu hatalarını göz önüne almadık inşallah.



Adem Uğur: Sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş, ona kendi ruhundan üflemiştir. Ve sizin için kulaklar, gözler, kalpler yaratmıştır. Ne kadar az şükrediyorsunuz!



Ahmed Hulusi: Sonra onu (beyini, Esmâ mânâlarını açığa çıkaracak şekilde) tesviye etti (nöronların Esmâ özelliklerini açığa çıkartacak dalga boylarını değerlendirecek şekilde oluşturulması) ve onda kendi ruhundan nefhetti (nefh = üfleme içten dışadır; nefholan yani içten dışa yani beynin data boyutundan açığa çıkarılan Esmâ mânâlarının özellikleridir ki, varlık âlemindeki "Allâh'ın ruhu" diye işaret edilen de budur Allâhu âlem). . . Sizin için sem' (algılama), basarlar (gözler - görme) ve FUADLAR (Esmâ mânâ özelliklerini beyne yansıtıcılar - kalp nöronları) oluşturdu. . . Ne az şükrediyorsunuz (değerlendiriyorsunuz)!



Ahmet Varol: Sonra onu düzenli bir şekle soktu ve içine kendi ruhundan üfledi. Size kulaklar, gözler ve kalpler verdi. Çok az şükrediyorsunuz!



Ali Bulaç: Sonra onu 'düzeltip bir biçime soktu' ve ona ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz?



Bekir Sadak: (7-9) Yarattgi her seyi guzel yaratan, insani baslangicta camurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayagi bir suyun ozunden yapan, sonra onu sekillendirip ruhundan ona ufleyen Allah'tir. Size kulaklar, gozler, kalbler verilmistir. Oyleyken, pek az sukrediyorsunuz.



Celal Yıldırım: Sonra da düzeltip kılığına soktu ve kendi ruhundan ona üfledi de (böylece) size işiten kulaklar, gören gözler, anlayan kalbler var kıldı. Buna rağmen ne de az şükrediyorsunuz!



Diyanet İşleri: Sonra onu şekillendirip ona ruhundan üfledi. Sizin için işitme, görme ve idrak duygularını yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz!



Diyanet İşleri (eski): (7-9) Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah'tır. Size kulaklar, gözler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz.



Diyanet Vakfi: Sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş, ona kendi ruhundan üflemiştir. Ve sizin için kulaklar, gözler, kalpler yaratmıştır. Ne kadar az şükrediyorsunuz!



Edip Yüksel: Sonra onu biçimlendirip ona ruhundan üfledi. Size işitme ve görme yeteneği ile beyinler verdi; siz pek seyrek şükrediyorsunuz.



Elmalılı Hamdi Yazır: Sonra onu tesviye edib içine ruhundan nefh buyurdu ve sizin için o işitmeyi, o görmeleri ve gönülleri yaptı, siz pek az şükrediyorsunuz



Elmalılı (sadeleştirilmiş): Sonra onu düzenli bir şekle sokup, içine kendi ruhundan üfledi ve sizin için işitmeyi, o görmeleri ve gönülleri yaptı. Siz çok az şükrediyorsunuz!



Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2): Sonra onu düzenli bir şekle sokup, içine kendi ruhundan üfürdü. Ve sizin için kulaklar, gözler ve gönüller var etti. Siz pek az şükrediyorsunuz!



Fizilal-il Kuran: Sonra ona biçim verdi, ona kendi ruhundan üfledi ve sizin için kulaklar, gözler ve gönüller yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz?



Gültekin Onan: Sonra onu 'düzeltip bir biçime soktu' ve ona ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve yürekler (efideh) var etti. Ne az şükrediyorsunuz?



Hasan Basri Çantay: Sonra onu düzeltib tamamladı. İçine ruuhundan üfürdü. Sizin için kulaklar, gözler, gönüller yaratdı. Ne az şükredersiniz?



Hayrat Neşriyat: Sonra onu (insan sûretinde) düzeltip içine kendi (yarattığı) rûhundan üfledi; hem sizin için kulaklar, gözler ve kalbler yaptı. Ne kadar az şükrediyorsunuz!



İbni Kesir: Sonra onu düzeltip tamamlamış ve ruhundan ona üflemiştir. Size de kulaklar, gözler ve kalbler vermiştir. Ne de az şükrediyorsunuz.



İmam İskender Ali Mihr: Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem'î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.



Muhammed Esed: sonra ona (yaratılış) amacına uygun bir şekil verip Kendi ruhundan üfler; ve (böylece, ey insanoğlu,) sizi hem işitme ve görme (melekeleri) hem de düşünce ve duygularla donatır, (Buna rağmen) ne kadar da az şükrediyorsunuz!



Ömer Nasuhi Bilmen: Sonra onu düzeltti ve içerisine ruhundan üfürdü ve sizin için işitmeyi ve gözleri ve gönülleri yarattı. Pek az şükredersiniz.



Ömer Öngüt: Sonra onu düzeltip tamamladı. İçine ruhundan üfürdü. Sizin için kulaklar, gözler, gönüller verdi. Ne az şükrediyorsunuz!



Suat Yıldırım: Sonra ona en uygun şeklini verdi, ona ruhundan üfledi. Size kulaklar, gözler, gönüller verdi. Ne az şükrediyorsunuz!



Süleyman Ateş: Sonra ona biçim verdi, ona kendi ruhundan üfledi. Ve sizin için kulak(lar), gözler ve gönüller yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz!



Tefhim-ul Kuran: Sonra da onu 'düzeltip bir biçime soktu' ve ona ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne kadar az şükrediyorsunuz?



Ümit Şimşek: Sonra ona güzel ve düzgün bir biçim verdi ve ruhundan üfledi. Böylece size kulaklar, gözler, kalpler verdi. Fakat ne kadar az şükrediyorsunuz!



Yaşar Nuri Öztürk: Sonra ona bir biçim verdi ve onun içine kendi ruhundan üfledi. Sizin için, işitme gücü, gözler ve gönüller vücuda getirdi. Ne kadar da az şükredersiniz!



****



32/SECDE-9 İÇİN HİDAYETİN GİZLENMESİ RAPORU SONUÇLARI



Hidayetin gizlendiği meâller: Ahmet Tekin, Şaban Piriş (TOPLAM: 2 kişi)



Temel kavramların gizlendiği meâller: Abdulbaki Gölpınarlı, Ali Fikri Yavuz (TOPLAM: 2 kişi)



Hatalı/eksik meâller: Hayrat Neşriyat (TOPLAM: 1 kişi)



Doğru meâller: Adem Uğur, Ahmed Hulusi, Ahmet Varol, Ali Bulaç, Bekir Sadak, Celal Yıldırım, Diyanet İşleri, Diyanet İşleri (eski), Diyanet Vakfi, Edip Yüksel, Elmalılı Hamdi Yazır, Elmalılı (sadeleştirilmiş), Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2), Fizilal-il Kuran, Gültekin Onan, Hasan Basri Çantay, Hayrat Neşriyat, İbni Kesir, İmam İskender Ali Mihr, Muhammed Esed, Ömer Nasuhi Bilmen, Ömer Öngüt, Suat Yıldırım, Süleyman Ateş, Tefhim-ul Kuran, Ümit Şimşek, Yaşar Nuri Öztürk (TOPLAM: 27 kişi)



****



UYARI: Herhangi bir âyete ait raporu değerlendirerek, bir mütercimin bütün âyetleri doğru ya da hatalı tercüme ettiğini düşünmek yanlış bir yargıdır. Çünkü bir âyette doğru tercüme yapmış bir mütercimimiz, diğer âyetlerde çok önemli hatalar yapabildiği gibi, incelediğiniz bir âyette "hatalı meâller" grubunda yer alan bir meâl diğer âyetlerde çok daha yalın ve anlaşılır ifadeler kullanmış olabilir. En az 10 adet âyetin hidayeti gizleyenler raporunu değerlendirdikten sonra mütercimlerimiz hakkında fikir sahibi olmaya başlayabilirsiniz.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 04-23-2011
KoLiK
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart Kuran Meallerinin yanlislari Secde-9

32/SECDE-9 : Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).

Hidayetin, insan ruhunun yaşarken Allah'a ulaştırılması olduğu (1. teslim) ve diğer teslimlerin (toplam 4 teslim) gizlenmesi, İblisin bugün ülkemizi de içine alan İslâm Coğrafyasındaki en büyük tuzağıdır. Hidayetin gizlenmesi; tüm insanlığı ebedî cehennem hayatına sürüklediği için Allah'a îmân eden herkesin, yegâne kurtuluş kapısı olan hidayeti muhakkak öğrenmeleri ve dilemeleri gerekmektedir. Bu yazı dizimizde bu paragrafta gördüğünüz tüm ifadeler birer birer âyetlerle ispat edilecektir.



Ahmet Tekin: Bir de, onu yaratılış amacına uygun olarak şekillendiren, rahmetiyle var ettiği düzenin bir bölümü olan ruhundan nûrânî dalgalar halinde onun bütün hücrelerine ruh yayarak hayat veren, onu bilinçlendiren, sizin için kulaklar, gözler, akıllar ve kalpler planlayıp yaratandır. Ne kadar az şükrediyorsunuz?



Şaban Piriş: Sonra ona şekil verip, canlandırdı. Size kulak, gözler ve gönüller verdi. Ne kadar az şükrediyorsunuz.



****



İSLÂM'IN TEMEL KAVRAMLARININ DEĞİŞTİRİLDİĞİ MEÂLLER

Meâllerde İslâm'ın temel diğer kavramlarının (takva, nebi-resûl, nefs tezkiyesi, kûl, velâyet kademeleri {fenâ, bekâ, züht, muhsin, ulûl'elbab, muhlis, salih}, kâfir, îmân, vb.) tefsirlerde ve sözlüklerde manâları değiştirilmiştir. Bunun doğal sonucu olarak bugün toplumlar temel İslâm kavramlarını öğrenememekte ve Allah ile olan ilişkilerini "Kur'ân'da emredilen standartlarda" geliştirememektedirler.



Abdulbaki Gölpınarlı: Sonra da onu tamamlamıştır, ona kabiliyet vermiştir ve ona rûhundan üfürmüştür ve size kulak, gözler ve gönüller halketmiştir; ne de az şükredersiniz.



Ali Fikri Yavuz: Sonra Allah onu (şeklini) düzeltip tamamladı ve bizzat kendi kudretinden ona ruh koydu. Sizin için kulaklar, gözler, kalbler yarattı. (Allah’ın size verdiği nimetlere karşı), şükrünüz pek az!...



****



ÂYETİN ANLAMININ DEĞİŞTİRİLDİĞİ DİĞER BAZI MEÂL HATALARI

Bu kategorideki Meâl hataları hatanın türüne göre bazen çok önemli olabilmekle beraber, bazen de asıl olan anlatımın içerisinde yanlış anlaşılmalara yol açan hatalardır. Bu kategoriye dahil edilmiş tüm hatalar için muhakkak hata derecesini anlayabilmek için "analiz" bölümündeki ilgili bölümü okuyunuz.



Hayrat Neşriyat: Sonra onu (insan sûretinde) düzeltip içine kendi (yarattığı) rûhundan üfledi; hem sizin için kulaklar, gözler ve kalbler yaptı. Ne kadar az şükrediyorsunuz!



****



32/SECDE-9 İÇİN ANALİZ



Bismillâhirrahmânirrahîm



ثُمَّ سَوَّاهُ وَنَفَخَ فِيهِ مِن رُّوحِهِ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ



Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).



Kelime Sözlüğü

1. summe : sonra

2. sevvâ-hu : sevva etti, düzenledi

3. ve nefeha : ve üfledi, üfürdü

4. fî-hi : onun içine

5. min rûhi-hÎ : ruhundan

6. ve ceale : ve kıldı

7. lekum : sizin için

8. es sem'a : işitme hassası

9. ve el ebsâre : ve görme hassası

10. ve el efidete : ve fuad (idrak etme) hassası

11. kalîlen : az

12. mâ teşkurûne : şükrediyorsunuz



****



HİDAYETİN GİZLENMESİ RAPORLARI HAKKINDA ÖN BİLGİ


(*) Meâllerde parantez () içerisine alınan yorumları genel olarak dikkate almayıp, kelime tercümelerini değerlendiriyor, âyetin aslında olmayan kelimelerin eklenmesi ve çıkarılması ile âyetin manâsının ne yönde değiştirildiğini gözler önüne seriyoruz. Çok nadir olarak tümüyle hatalı yönlendirmeye ve bilinçaltımıza yanlış bilgiler yerleşmesine neden olacak parantez içine alınan hataları değerlendirme kapsamına alıyoruz.


Bu âyette Hayrat Neşriyat, parantez içi açıklama hariç doğru tercüme vermiş, ancak Allah'ın ruhu için parantez içerisinde kullandığı (yarattığı) ifadesiyle tehlikeli bir meâl vermiştir. Ruh bir yaratık değildir, bizzatihi Allah'tandır, Allah insana Kendi ruhundan üfürmüştür. Hayrat Neşriyat'ın meâli parantez içerisinde yapılan büyük yanlış (ruha yaratıkmış izafesi yüklenmesi) dışında doğrudur.


Âyetlere mütercim ve mütefsirlerimiz tarafından parantez içerisine çok fazla açıklama eklenmektedir, bu açıklamalar herkesin idrâki çerçevesindedir. Parantez içi ifade genel manâya aykırı olmadığı sürece veya tümü ile bir bidât olmadığı sürece komisyonumuzca değerlendirilmeye alınmamakta, asli tercüme üzerinden muhakeme verilmektedir.




İNSANIN YARADILIŞI



Secde Suresinin 7., 8. ve 9. âyetleri insanın yaratılış fıtratını bedenler açısından öğreten âyetlerdir.



32/SECDE-7: Ellezî ahsene kulle şey’in halakahu ve bedee halkal insâni min tîn(tînin).

Ki O, herşeyin yaratılışını en güzel yapan ve insanı yaratmaya, ilk defa tînden (nemli topraktan) başlayandır.

32/SECDE-8: Summe ceale neslehu min sulâletin min mâin mehîn(mehînin).

Sonra onun neslini, basit bir suyun özünden (nutfeden) kıldı (yarattı).

32/SECDE-9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).

Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem'î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.



Secde suresinin 9. âyetinde anlatılan nefs ve ruhu açıklamadan evvel, öncesine yer alan 7. ve 8. âyetlerde insanın fizik bedeninin yaratılışına, yani insana CAN verilmesine bakalım:



1. FİZİK BEDEN



Allahû Tealâ ilk insan olan Hz. Âdem'in fizik bedenini topraktan (Secde-7, Hicr-26), onun nesli olan biz âdemoğullarını ise bir anne ve babadan vücuda getirmiştir (yaratmıştır) (Secde-8, Hacc-5).



15/HİCR-26: Ve le kad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).

Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.



22/HACC-5: Yâ eyyuhen nâsu in kuntum fî raybin minel ba’si fe innâ halaknâkum min turâbin summe min nutfetin summe min alakatin summe min mudgatin muhallekatin ve gayri muhallekatin li nubeyyine lekum, ve nukırru fîl erhâmi mâ neşâu ilâ ecelin musemmen summe nuhricukum tıflen summe li teblugû eşuddekum ve minkum men yuteveffâ ve minkum men yuraddu ilâ erzelil umuri li keylâ ya’leme min ba’di ilmin şey’â(şey’an), ve terel arda hâmideten fe izâ enzelnâ aleyhel mâehtezzet ve rabet ve enbetet min kulli zevcin behîc(behîcin).

Ey insanlar! Eğer beas edilmekten (tekrar diriltilmekten) şüphe içinde iseniz... Oysa muhakkak ki Biz sizi, size beyan edelim (açıklayalım) diye (önce) topraktan (inorganik ve organik maddelerden), sonra bir nutfeden (bir damladan), sonra bir alakadan (rahim duvarına bir noktadan bağlı duran embriyodan), sonra şekillendirilmiş ve şekillendirilmemiş (bir çiğnemlik et görünümünde) mudgadan yarattık. Ve (sizi), dilediğimiz süreye kadar rahimlerde tutarız. Sonra sizi, ergenlik çağına ulaşmak üzere bebek olarak çıkarırız. Ve sizden bir kısmınız vefat ettirilir. Ve sizden bir kısmınız, sonradan ilimden bir şey bilemez hale gelsin diye ömrünün ihtiyarlık çağına döndürülür. Ve arzı (yeryüzünü) kurumuş görürsün. Fakat ona su indirdiğimiz zaman hareketlenir ve kabarır ve bütün güzel çiftlerden bitkiler yetiştirir.



İnsanın fizik bedeni konusunda dîn alimlerince pek fazla görüş ayrılığı olmasa da, bir çok dîn adamımız Kur'ân'a tümüyle aykırı "ruh insana hayat verir" bid'atine inandıkları için hayatın fizik bedene ait bir özellik olduğuna yazılarında değinmezler. Oysa kendisine kader olarak bir ömür verilen insan fizik beden olarak can bulur, bedenen büyür ve beden olarak ihtiyarlaşır ve ölür.



Yaşam fizik bedenin bir özelliğidir, hayatı ve ölümü veren ise Allah'tır.



15/HİCR-23: Ve innâ le nahnu nuhyî ve numîtu ve nahnul vârisûn(vârisûne).

Ve muhakkak ki; Biz, sadece Biz hayat veririz. Ve Biz öldürürüz. Ve varis olanlar da Biziz.



***



2. NEFS



Secde Suresinin 9. âyetinin ilk cümlesinde yer alan "sevvâhu: sevva edilen (dizayn edilen, düzenlelen, tasarlanan) şey" insanın nefsidir (Şems-7).



91/ŞEMS-7: Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.

Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).



Allahû Tealâ'nın nefs için dizayn (sevva) ettiğini buyurmasının temeli, nefsin çift yönlü oluşundandır. Yani nefs %100 karanlık olarak dalâlette yaratılmıştır ve her nefs yaşama başlarken 19 afete sahiptir.



NEFSİN 19 AFETİ: 1- Cehalet, 2- Cimrilik, 3- Dedikodu, gıybet, 4- Fitne, fesad, 5- Gurur, kibir, 6- Hırs, şehvet, 7- Hased ve düşmanlık, 8- İsyan, 9- İptilâlar, 10- Kin ve nefret, 11- Küfür, 12- Mürailik (İki Yüzlülük), 13- Nankörlük, 14- Öfke ve gayz, 15- Sabırsızlık, 16- Vefasızlık, 17- Yalan, Tekzib, 18- Zulüm, 19- Zan



Bu 19 afetin dağılım oranları insanın karakterini oluşturur. Bazen bir kişiyi görür ve ne kadar iyi kişi diye düşünebiliriz, bu durum -eğer o kişi nefs tezkiyesi yapmamışsa- onun karakterini oluşturan afetlerinin bize zararı dokunmamasındandır. Örneklemek gerekirse bize karşı bir iki yüzlülüğüne(12) şahit olmadığımız yakın bir arkadaşımız, anne ve babasına karşı vefasız (16), ailesine karşı aşırı öfkeli(14) bir insan olabilir.



Tezkiye edilmemiş her nefs muhakkak kötülüğü emreder.


12/YÛSUF-53: Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûı illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun).

Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir). Rahîm'dir (rahmet nurunu gönderen ve merhamet edendir).



Yusuf Suresinin 53. âyetinde işaret edilen diğer konu bazı nefslere (Allah'a ulaşmayı dileyen kişilerin nefslerine) Allah'ın Rahîm esması ile tecelli edeceğidir. Allah'ın Rahîm esması ile tecelli ettiği her nefs, tezkiye ve tasfiye süreçleri (ahsen-i takvim) ile en güzele dönüşebilir bir özelliğe sahiptir.

95/TÎN-4: Lekad halaknel insâne fî ahseni takvîm(takvîmin).

Andolsun ki Biz, insanı (nefsini), ahseni takvim içinde (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparak en güzele ulaşabilecek özellikte) yarattık.



Nefsin ahseni takvimi 2 ana safhada gerçekleşir:
Nefsin ıslahı (7 kademede nefsin tezkiye edilmesi)
Nefsin tasfiyesi

Nefse dair öğrendiklerimizi özetlersek;
Her nefs 19 afetle ve %100 karanlık olarak yaratılmıştır.
Her nefsin tezkiye ve tasfiye ile en ahsene (en iyi, en güzel) dönüşebilme özelliği vardır.
Tezkiye edilmemiş nefsler sadece kötülüğü emreder.
Nefsin tezkiye ve tasfiye edilmesi (afetlerin temizlenerek hasletlerin yerleşmesi) Allah'ın Rahîm esmasıyla mümkündür.



Bu şartlar altında "kişisel gelişim" adı altında verilen her türlü eğitimin içerisinde "nefs tezkiyesi" olmadığı görülmelidir. Bu tür eğitimler sadece nefsin bir afetinin baskı altına alınmasıdır. "Eşeğini dövemeyen, semerini döver." atasözümüz bu durumu hakkıyla açıklar.



Bu bilgiler ışığında, Sayın Abdulbaki Gölpınarlı Hocamız 3. emanet (ve 3. teslim şartına haiz) olan nefsin "dizayn edilmesini (sevva edilmesini)", "kabiliyet" olarak tercüme ederek, 3. teslimi (3. hidayeti) örtmüştür. "Kabiliyet" kelimesi pozitif manâya sahip yeteneği ifade eder, halbuki âyetteki "sevva edilen" ifadesi insanın yaşama 19 negatif özellikle başladığını ve bunun iyiye, güzele (ahsene) dönüşebilir bir tasarıma sahip olduğunu buyurur. Meâlinin tamamını değerlendirdiğimizde bu hatanın kasıtsız olduğu anlaşılsa da; "teslimi emrolunan bir emanetin" anlaşılmasına mani olduğu için bu hata İslâm'ın temel kavramlarından birisinin değiştirilmesi hüviyetindedir.



3. RUH



fî-hi: onun içine ("fi: içine, içinde" "hi: eklendiği kelimeye onun ... anlamını verir.")

min rûhi-hî: ruhundan



Sayın Ahmet Tekin ve Şaban Piriş Hocalarımız "Allah'ın insana Kendi ruhundan üfürmesini", "can verdi" olarak parantez içine almaksızın yorum ile tercüme etmişler, HİDAYETİ GİZLEMİŞLERDİR.



Ruhun insana hayat verdiğine dair tek bir âyet-i kerime mevcut değildir.



Ruh başlığı altında bir konuyu daha gözler önüne sermek lazımdır, Secde suresinin 9. âyetini doğru tercüme etmiş bir çok mütercimimiz kitaplarında, web sitelerinde ve televizyonlarda toplumu yanlış yönlendiren açıklamalar yapmaktadır. Özellikle ülkemizdeki en önemli dîni otorite statüsünde bulunan Diyanet İşleri'mizin web sitesindeki Dîni Terimler" bölümünde mesnetsizce "İnsan öldükten sonra ruh yaşamaya devam eder.", "İnsan ruhu dünyaya gelmeden önce ruhlar âleminde idi" gibi ifadeler kullanılmıştır.



Daha da tehlikeli ve karanlık (ve düşündürücü) olan ise; "İlâhî hitâba muhatap olan, sorumluluk yüklenen ve mükellef olan ruhtur." ifadesidir. Oysa Allah’ın emrinde olan ruh, insana sadece iyiliği ve güzelliği emreder.



17/İSRÂ-85: Ve yes’elûneke anir rûh(rûhı), kulir rûhu min emri rabbî ve mâ ûtîtum minel ilmi illâ kalîlâ(kalîlen).

Ve sana ruhtan sorarlar. De ki: “Ruh, Rabbimin emrindendir.” Ve size, (ruha ait) ilimden sadece az bir şey verildi.



Beyler! Utanmıyor musunuz? Güvenilir kaynak diye kullandığınız eserlerin sadece hurafelerle dolu olduğunu siz anlayana kadar daha kaç insanın ölmesini bekleyeceksiniz ve sizin yüzünüzden cehenneme gitmesinin vabâlini alacaksınız?



"Allah'a sorumluluk yüklenen" bu cümle dalâletteki herhangi cahil bir insanın dahi söyleyeme dilinin cesaret edemeyeceği bir cümledir. Allah'a sorumluluk yükleyen kişi uzak bir dalâlette, hatta GAFLET'ten gözü kararmış birisidir. Bilerek veya bilmeden şeytana hizmet eden birisidir. Nasıl olur da web sitenizde böyle bir cümleye yer verebilirsiniz? Sitenize eklediğiniz içerikleri hiç mi incelemiyorsunuz?



Yoksa siz Allah'a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?


7/A'RÂF-28: Ve izâ faalû fâhişeten kâlû vecednâ aleyhâ âbâenâ vallâhu emerenâ bihâ kul innallâhe lâ ye’muru bil fahşâ(fahşâi), e tekûlûne alâllâhi mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne).

Kötü (çirkin) bir şey yaptıkları zaman: “Babalarımızı onun üzerinde bulduk (onlardan böyle gördük) ve Allah onu bize emretti.” dediler. (Onlara şöyle) de: “Muhakkak ki; Allah, fahşayı (kötülüğü, çirkinliği) emretmez. Allah'a bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?”



Ruh konusuna devam etmeden, En'âm-38'i referans alarak ruha dair bazı hurafeleri temizleyelim:



6/EN'ÂM-38: ... Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. ...
Ruhun insana hayat verdiğine dair bir tek âyeti kerime var mı? YOK!
Ruhlar âlemi diye uydurduğunuz âleme dair Kur'ân'da bir işaret var mı? YOK!
Herhangi bir diğer canlıda (örn. hayvanlarda) ruh olduğuna dair bir tek âyeti kerime var mı? YOK!



YOK! YOK! YOK!



Ruh, Secde Suresinin 9. âyeti kerimesine göre de her insana doğar doğmaz Allahû Tealâ tarafından üfürülür, böylece insan kâinatın en şerefli mahlûkudur. Ruh; İsrâ Suresinin 85. âyetine göre de Allah'ın emrindedir.



Nasıl ki nefs 19 afeti ile bir insana kötülük yapmasını emrediyor ise onun tam zıttı olan ruh ise 19 haslete sahiptir ve olaylar karşısında insana Allah'ın emrettiği bir davranışı gerçekleştirmesini veya yasak ettiklerinden sakınmasını öğütler.



RUHUN 19 HASLETİ: 1. Sevgi, 2. Îmân, 3. Doğruluk, 4. Adalet, 5. Edeb, 6. Kemâlât, 7. Cömertlik, 8. Sükûnet, 9. İtaat, 10. Sabır, 11. Tevazu, 12. Kanaat, 13. Şükür, 14. Ketumiyet, 15. Hakikat, 16. Meziyet, 17. Vefa, 18. Samimiyet, 19. Tevhid



Allahû Tealâ sadece insana Kendi ruhundan üfürme lütfunda bulunmuştur ve ruhun asıl sahibinin Kendisi (Sevde-9) ve bu ruhun insan için bir emanet (Ahzâb-72) olduğunu buyurmaktadır.



33/AHZÂB-72: İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).

Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir.



Not: Bir takım âlimler Ahzâb-72'de ifade buyurulan emanetin serbest irade olduğu safsatasını yaymaya çalışırlar. Ahzâb-72'deki emanetin sadece insan tarafından yüklenilmiş olması bu emanetin ruh olduğunun ispatıdır. Çünkü Allah'a karşı sorumlu olarak imtihan edilen serbest irade sahibi tek canlı insan değildir (A'râf-179).



7/A'RÂF-179: Ve andolsun ki; cehennemi, insanların ve cinlerin çoğuna hazırladık (yarattık). ...



4. SERBEST İRADE



Allah insanın;
Fizik bedenini halk etmiştir (yaratmıştır)
Nefsini başlangıçta karanlık, ancak ahseni takvim içinde güzele dönüşebilir şekilde dizayn etmiştir.
içine Kendi ruhundan üfürmüştür.
kendi seçimlerini yapabilmesi için, ona serbest irade vermiştir.



İrade ve nefs sorumluluğun sahibidir.


2/BAKARA-38: Kulnâhbitû minhâ cemîa(cemîan), fe immâ ye’tiyennekum minnî hudenfe men tebia hudâye fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).

Biz dedik ki: “Hepiniz oradan (aşağıya) inin. Benden size mutlaka hidayet gelecektir. O zaman kim hidayetime tâbî olursa, artık onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.”

76/İNSÂN (DEHR)-3: İnnâ hedeynâhus sebîle immâ şâkiren ve immâ kefûrâ(kefûren).

Muhakkak ki Biz, onu (Allah'a ulaştıran) yola hidayet ettik. Fakat o, ya (Allah'a ulaşmayı diler) şükreden olur, ya da (Allah'a ulaşmayı dilemez) küfreden olur.



***



İSLÂM'IN 28 BASAMAĞI, 7 SAFHA, 4 TESLİM NEDİR?



"Teslim" ile aynı kökten gelen ve Arapça bir kelime olan İslâm kelimesini tam Türkçe'si "Allah'a teslim olan" dır. Hidayeti, İslâm'ın 28 basamağını, 7 safhasını ve 4 teslimi gizleyenler her zaman parçasında var olsalar da hamdolsun ki Kur'ân Allah'ın korumasındadır ve basamaklar, safhalar ve teslimler kesin olarak yer almaktadır. Her ne kadar meâllerda bu teslimleri ve hidayeti gizleyenler olsa da, Kur'ân'ın aslı Allah'ın korumasında olduğu için Allah'ı arayan kalpler rahatlıkla âyetlerdeki daveti görebilmekte ve işitebilmektedir.



4 TESLİM, Allah'ın biz insanoğluna emanet olarak verdiği ruh (1. emanettir, sadece insana verilmiştir), fizik beden, nefs ve serbest iradenin 7 safhada Allah'a teslim edilmesidir. Bu 7 safya Allah'a yaklaşım basamaklarını ifade eden 28 basamağa yayılmıştır.



İSLAM'IN 7 SAFHASI

1. safha: (3. basamak) Allah'a ulaşmayı dilemek (ilk %2 lik nefs tezkiyesi burada başlar)

2. safha: (14. basamak) Mürşide tabîîyet (nefsin 7 tezkiye kademesi ile ıslah edilmesi burada başlar)

3. safha: (22. basamak) Ruhun Allah'a ulaşması (1. TESLİM) (nefs tezkiyesi burada biter, tasfiye başlar)

4. safha: (25. basamak) Fizik bedeni Allah'a teslim etmek (2. TESLİM)

5. safha: (26. basamak) Nefsi Allah'a teslim etmek (3. TESLİM) (nefs tasfiyesi tamamlanır)

6. safha: (27. basamak) İrşad olmak (İhlâs'a ulaşmak ve nasuh tövbesi burada yapılır)

7. safha: (28. basamak) İradeyi de Allah'a teslim ederek 7 safhada 4 teslimi tamamlamak (4. TESLİM)



Görüleceği üzere basamaklar ve safhaların büyük bölümü (irşad olmaya kadar olanların tümü) aslında insanın manevi tekamülü yani nefsinin afet (zulmet) adı verilen kötü özelliklerini Allah'ın zikri ile temizlemesi, afetlerin yerini hasletlerin (nurların) alması üzerine kuruludur. Kalpteki afetlerin kapı dışarı atılarak nur artışı sırasıyla bir insanın; Allah'a hoşlanma ve ilgi duymasını, Allah'ı sevmesini ve daha çok severek Allah'a aşık olmasını ve son olarak Allah'a hayran olmasını meydana getirir. Sufilerin eserlerindeki Allah'a duydukları aşk yangının temeli zikir ehlinin nefsin afetlerinden arınıp, Allah'ın kalplerini nur ile doldurmasındandır.



Mutluluk denilen müessese nefsin 7 kademede tezkiye edilmesi ve sonra tasfiye edilmesine bağlıdır.



13/RA'D-28: Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh(zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb(kulûbu).

Onlar, âmenûdurlar ve kalpleri, Allah'ı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler ancak; Allah'ı zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi?



Nefsin tezkiyesi;
15. basamakta nefs-i emmare
16. basamakta nefs-i levvame
17. basamakta nefs-i mülhime
18. basamakta nefs-i mutmainne
19. basamakta nefs-i radiye
20. basamakta nefs-i mardiyye

21. basamakta nefs-i tezkiye
basamaklarında gerçekleşir. Nefs tezkiye olduğunda başlangıçta afetlerle %100 karanlık olan nefsin afet oranı %49'a düşmüş, nefsin kalbi %51 nur ile kaplanmıştır, bir diğer ifadeyle Allah kişiyi zulmetten nura çıkarmıştır (Bakara-257).

2/BAKARA-257: Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilen nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).

Allah, âmenû olanların (Allah'a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.



Bu arada hala çıkıp da İslâm'da basamaklar yoktur, 7 safha yoktur diyenlere bir not düşelim. İnsan davranış biçimleri nefsin tezkiye ve tasfiye edilmesine göre (YANİ BASAMAKLARA GÖRE) gelişir.


KISAS (tezkiye edilmemiş nefsler)


Nefsini tezkiye etmemiş kişilere yapılan kötülüğe eşit kötülükle (KISAS) yanıt verme izni verilmiştir.


2/BAKARA-179 :... Kısasta sizin için hayat vardır. ...
AFFETME (tezkiye olan nefsler)


Nefsini tezkiye ve tasfiye sürecine başlamış kişilerin fizik bedenlerini Allah'a teslim etmelerine kadar kötülükleri affetmeleri emrolunmuştur.


3/ÂLİ İMRÂN-134 : Onlar (muttekîler), bollukta ve darlıkta (Allah için) infâk ederler (verirler) ve onlar öfkelerini yutanlardır (tutanlardır) ve insanları affedenlerdir. Ve Allah, muhsinleri sever.


Bakara suresinin 112. âyetine göre muhsin fizik bedenini Allah'a teslim eden kişidir.


2/BAKARA-112 : Hayır, (öyle değil), kim vechini (fizik vücudunu) Allah'a teslim ederse, o muhsin olur. ...
KÖTÜLÜĞE İYİLİKLE YANIT VERME (tasfiye olan nefsler)


41/FUSSİLET-34 : Hasene (iyilik) ve seyyie (kötülük), müsavi (eşit) değildir. (Kötülüğü) en güzel şekilde karşıla. O zaman seninle arasında düşmanlık olan kişi, samimi bir dost gibi olur.

***



NOT: Bir sonraki raporumuzda Allah'a yaşarken ruhunu ulaştırmayı dileyen kişilerin neden cennetle müjdelenenler olduğu konusunu ele alacağız inşallah.



****



DOĞRU TERCÜME EDİLMİŞ MEÂLLER

Öncelikle Kur'ân-ı Kerim'in hem kelime hem ruhî lafzının tam manâsının tercümeler ile verilemeceğini belirtmemiz gerekir. Bu yüzden bu başlığa âyetin aslî anlamının korunduğu tüm meâlleri dahil ederek, basit kelime ve cümle kurgusu hatalarını göz önüne almadık inşallah.



Adem Uğur: Sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş, ona kendi ruhundan üflemiştir. Ve sizin için kulaklar, gözler, kalpler yaratmıştır. Ne kadar az şükrediyorsunuz!



Ahmed Hulusi: Sonra onu (beyini, Esmâ mânâlarını açığa çıkaracak şekilde) tesviye etti (nöronların Esmâ özelliklerini açığa çıkartacak dalga boylarını değerlendirecek şekilde oluşturulması) ve onda kendi ruhundan nefhetti (nefh = üfleme içten dışadır; nefholan yani içten dışa yani beynin data boyutundan açığa çıkarılan Esmâ mânâlarının özellikleridir ki, varlık âlemindeki "Allâh'ın ruhu" diye işaret edilen de budur Allâhu âlem). . . Sizin için sem' (algılama), basarlar (gözler - görme) ve FUADLAR (Esmâ mânâ özelliklerini beyne yansıtıcılar - kalp nöronları) oluşturdu. . . Ne az şükrediyorsunuz (değerlendiriyorsunuz)!



Ahmet Varol: Sonra onu düzenli bir şekle soktu ve içine kendi ruhundan üfledi. Size kulaklar, gözler ve kalpler verdi. Çok az şükrediyorsunuz!



Ali Bulaç: Sonra onu 'düzeltip bir biçime soktu' ve ona ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz?



Bekir Sadak: (7-9) Yarattgi her seyi guzel yaratan, insani baslangicta camurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayagi bir suyun ozunden yapan, sonra onu sekillendirip ruhundan ona ufleyen Allah'tir. Size kulaklar, gozler, kalbler verilmistir. Oyleyken, pek az sukrediyorsunuz.



Celal Yıldırım: Sonra da düzeltip kılığına soktu ve kendi ruhundan ona üfledi de (böylece) size işiten kulaklar, gören gözler, anlayan kalbler var kıldı. Buna rağmen ne de az şükrediyorsunuz!



Diyanet İşleri: Sonra onu şekillendirip ona ruhundan üfledi. Sizin için işitme, görme ve idrak duygularını yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz!



Diyanet İşleri (eski): (7-9) Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah'tır. Size kulaklar, gözler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz.



Diyanet Vakfi: Sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş, ona kendi ruhundan üflemiştir. Ve sizin için kulaklar, gözler, kalpler yaratmıştır. Ne kadar az şükrediyorsunuz!



Edip Yüksel: Sonra onu biçimlendirip ona ruhundan üfledi. Size işitme ve görme yeteneği ile beyinler verdi; siz pek seyrek şükrediyorsunuz.



Elmalılı Hamdi Yazır: Sonra onu tesviye edib içine ruhundan nefh buyurdu ve sizin için o işitmeyi, o görmeleri ve gönülleri yaptı, siz pek az şükrediyorsunuz



Elmalılı (sadeleştirilmiş): Sonra onu düzenli bir şekle sokup, içine kendi ruhundan üfledi ve sizin için işitmeyi, o görmeleri ve gönülleri yaptı. Siz çok az şükrediyorsunuz!



Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2): Sonra onu düzenli bir şekle sokup, içine kendi ruhundan üfürdü. Ve sizin için kulaklar, gözler ve gönüller var etti. Siz pek az şükrediyorsunuz!



Fizilal-il Kuran: Sonra ona biçim verdi, ona kendi ruhundan üfledi ve sizin için kulaklar, gözler ve gönüller yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz?



Gültekin Onan: Sonra onu 'düzeltip bir biçime soktu' ve ona ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve yürekler (efideh) var etti. Ne az şükrediyorsunuz?



Hasan Basri Çantay: Sonra onu düzeltib tamamladı. İçine ruuhundan üfürdü. Sizin için kulaklar, gözler, gönüller yaratdı. Ne az şükredersiniz?



Hayrat Neşriyat: Sonra onu (insan sûretinde) düzeltip içine kendi (yarattığı) rûhundan üfledi; hem sizin için kulaklar, gözler ve kalbler yaptı. Ne kadar az şükrediyorsunuz!



İbni Kesir: Sonra onu düzeltip tamamlamış ve ruhundan ona üflemiştir. Size de kulaklar, gözler ve kalbler vermiştir. Ne de az şükrediyorsunuz.



İmam İskender Ali Mihr: Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem'î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.



Muhammed Esed: sonra ona (yaratılış) amacına uygun bir şekil verip Kendi ruhundan üfler; ve (böylece, ey insanoğlu,) sizi hem işitme ve görme (melekeleri) hem de düşünce ve duygularla donatır, (Buna rağmen) ne kadar da az şükrediyorsunuz!



Ömer Nasuhi Bilmen: Sonra onu düzeltti ve içerisine ruhundan üfürdü ve sizin için işitmeyi ve gözleri ve gönülleri yarattı. Pek az şükredersiniz.



Ömer Öngüt: Sonra onu düzeltip tamamladı. İçine ruhundan üfürdü. Sizin için kulaklar, gözler, gönüller verdi. Ne az şükrediyorsunuz!



Suat Yıldırım: Sonra ona en uygun şeklini verdi, ona ruhundan üfledi. Size kulaklar, gözler, gönüller verdi. Ne az şükrediyorsunuz!



Süleyman Ateş: Sonra ona biçim verdi, ona kendi ruhundan üfledi. Ve sizin için kulak(lar), gözler ve gönüller yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz!



Tefhim-ul Kuran: Sonra da onu 'düzeltip bir biçime soktu' ve ona ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne kadar az şükrediyorsunuz?



Ümit Şimşek: Sonra ona güzel ve düzgün bir biçim verdi ve ruhundan üfledi. Böylece size kulaklar, gözler, kalpler verdi. Fakat ne kadar az şükrediyorsunuz!



Yaşar Nuri Öztürk: Sonra ona bir biçim verdi ve onun içine kendi ruhundan üfledi. Sizin için, işitme gücü, gözler ve gönüller vücuda getirdi. Ne kadar da az şükredersiniz!



****



32/SECDE-9 İÇİN HİDAYETİN GİZLENMESİ RAPORU SONUÇLARI



Hidayetin gizlendiği meâller: Ahmet Tekin, Şaban Piriş (TOPLAM: 2 kişi)



Temel kavramların gizlendiği meâller: Abdulbaki Gölpınarlı, Ali Fikri Yavuz (TOPLAM: 2 kişi)



Hatalı/eksik meâller: Hayrat Neşriyat (TOPLAM: 1 kişi)



Doğru meâller: Adem Uğur, Ahmed Hulusi, Ahmet Varol, Ali Bulaç, Bekir Sadak, Celal Yıldırım, Diyanet İşleri, Diyanet İşleri (eski), Diyanet Vakfi, Edip Yüksel, Elmalılı Hamdi Yazır, Elmalılı (sadeleştirilmiş), Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2), Fizilal-il Kuran, Gültekin Onan, Hasan Basri Çantay, Hayrat Neşriyat, İbni Kesir, İmam İskender Ali Mihr, Muhammed Esed, Ömer Nasuhi Bilmen, Ömer Öngüt, Suat Yıldırım, Süleyman Ateş, Tefhim-ul Kuran, Ümit Şimşek, Yaşar Nuri Öztürk (TOPLAM: 27 kişi)



****



UYARI: Herhangi bir âyete ait raporu değerlendirerek, bir mütercimin bütün âyetleri doğru ya da hatalı tercüme ettiğini düşünmek yanlış bir yargıdır. Çünkü bir âyette doğru tercüme yapmış bir mütercimimiz, diğer âyetlerde çok önemli hatalar yapabildiği gibi, incelediğiniz bir âyette "hatalı meâller" grubunda yer alan bir meâl diğer âyetlerde çok daha yalın ve anlaşılır ifadeler kullanmış olabilir. En az 10 adet âyetin hidayeti gizleyenler raporunu değerlendirdikten sonra mütercimlerimiz hakkında fikir sahibi olmaya başlayabilirsiniz.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kur'an okumak insanı neden rahatlatır.... KoLiK Kuran-ı Kerim 1 04-24-2011 01:14 AM
Ayrıntılarıyla Namaz Namazı Anlayarak Kılmak theteknik Namaz - Abdest 1 04-02-2011 01:46 AM
Kur'an Hayatımızın Neresinde theteknik Fıkıh ve Akaîd 1 04-02-2011 12:04 AM
Kuran-ı Kerim Her Zaman Taze ve Gençtir theteknik Kuran-ı Kerim 1 04-01-2011 09:07 PM
Secde aleyna21 Namaz - Abdest 0 03-02-2011 03:08 AM


Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 10:21 PM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.10
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.